22/06/2017 tarihi itibariyle;  Buğday Yemlik 916 TL / ton, Arpa 875 TL / ton, Mısır 885 TL / ton, Buğday Kepeği 577 TL / ton, Yulaf  825 TL / ton, Soya Fasulyesi 1.350 TL / ton, 

Sütte istikrar nasıl sağlanır? | Sencer SOLAKOĞLU

Sütte istikrar nasıl sağlanır?

2017 yılı kaliteli süt üreten çiftliklerimiz açısından belirsizlikler içeriyor. Çiftlik primleri düşürüldü, zaten kayıtlı olan ve bireysel pazarlık usulü ile sanayicimize fatura karşılığı sattığımız sütümüzü birlikler üzerinden pazarlamaya zorlanıyoruz. (aksi halde destek mahrumiyeti oluyor) Birlik yaptığı pazarlık sonucu kaliteli süt içinde kalitesi daha düşük süt içinde tek fiyata anlaşıyor. Kalitemizin karşılığını alma şansımız kalmıyor. Bu durumda kalitenin maliyetine katlanmak yerine kaliteyi düşürmek daha ekonomik.

Peki neden?

Bakanlığımız 2016 yılında süt problemini çözmek için kolları sıvadı. Tarihinde ilk defa Et Süt Kurumu (ESK) regülasyon görevini yerine getirdi ve müdahale-alımı yaptı. Hem de bunu birlikler üzerinden yaptı. Birlikler, asli görevlerini yerine getirmek üzere ilk adımlarını bu sayede attılar. Bu uygulama yerinde ve etkili oldu.

Peki, o zaman neden çiftlikler zor durumda?

Ülkemizde işletmeleri 2ye ayıra biliriz.

1.      Küçük işletmeler 0-50 baş

2.      Büyük işletmeler 50+ baş

Küçük ibaresinin arkasına “aile” yazdığımız zaman verilen kararların sebepleri daha rahat anlaşılıyor. Bunun yanında, 0-50 baş arası işletme sayısı Ülkemizin %90’ını kapsadığı düşünülür ise Büyük işletmelerin problemlerinin pek önemli olmadığı düşünüle bilinir ancak bu, Türkiye hayvancılığı için geriye adım atmak anlamına gelir. Tüm gelişmiş ülkelerde işletmelerin ölçek büyüttüğü, profesyonel bir yaklaşım ile çiftçilik verime odaklanmışken, bizimde benzer bir strateji gütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde uluslararası piyasalarda rekabetçi olamayız.

Bakanlığımızın hedefleri net.

            1) İthalatçı konumundan İhracatçı konumuna gelmek

            2) Kırsaldan Kentlere göçün tersine çevrilmesi

            3) İşletmelerin ekonomik ölçeğe ulaştırılması

Tek tek inceleyelim:

1)     İthalatçı konumundan İhracatçı konumuna gelmek.

1)     Süt ve süt ürünlerinde rekabetçi olmamız için öncelikle tarımsal üretimdeki maliyetlerin düşmesi çok önemli. Ancak yem hammaddelerinin fiyatları rekabet ettiğimiz ülkelerin seviyesine ulaşır ise rekabet ede biliriz. Tabii verimlilik olarak yine rekabet içinde olduğumuz ülkeler ile en az aynı seviyeye ulaşmak koşulu ile.
Üretimde verimliliği de temel alarak destekleme programı yapmalıyız. Verim en kolay, sağmal sayısı ve satılan süt miktarı üzerinden hesaplana bilinir.

2)     Süt üretimi: Süt yerine ismine araba tamponu koy. Siz ihtiyacın üzerinde üretim yaparsanız ve araba fabrikası bu tamponları almaz ise elinizde kalır.
Sütte her önüne gelen çiftlik kursun, kapasite arttırsın ve süt fabrikaları bunu almak zorunda kalsın. Nereye kadar?
Mevcut süt satan herkese kapasitesine göre bir üretim lisansı verilse, kapasite artışı bir izine tabii olsa. Her yıl süt piyasasının bileşenlerinin ortaklaşa öngörü ve beklentisine göre bu üretime ek kapasite verilse, problemlerimizin büyük bir bölümü çözülür. Devlet süt satın almak zorunda kalmaz.

3)     Fiyat endeksi: Yem * “X” = Çiğ süt fiyatı: Ham maddelerden oluşan bir yem sepeti hazırlanıp bir çarpan ile çarpılır. Süt fiyatı tartışmalarına son verip asli işimize yoğunlaşmamız gerek. Çuval yem temel alınır ise çarpan 1,35; Hammadde sepeti olursa çarpan 1,55 olmalıdır ve herkesi tatmin eden bir çözüm oluşur.

2) Kırsaldan kentlere göçün tersine çevrilmesi:

            Örnek: 1000m² (1da) arazinin 15’000TL olduğu bir ovada tarım yerine araziyi satıp parayı bankaya koysa yıllık en kötü şartlarda 1’500TL faiz geliri olur. Hangi ürünü ekerek 1da araziden hiç risk almadan 1500TL para kazanılıyor ve her yıl bu kazancın garantisi var?

Fransa’da 1dekar sulu tarım yapılan arazi fiyatı ortalama 1000 Avro. Kirası da buna göre. Biz kaba yemde bu kira fiyatları ile maliyetleri olması gereken seviyeye çekmemiz imkânsız. Çözüm: tüm tarımsal üretim yapılan araziler SİT alanı ilan edilir ve Meralar her yıl, çiftçilere hayvan sayısına göre tahsis edilir ve o alanlarda yüksek verimli tarımsal üretim ile yem üretilir. Bu sayede arazi hususunda arz talep dengesi Avrupa ile benzer düzeylere çekile bilinir. Bu konuda bakanlığımızın attığı cesur adımı takdir ediyoruz. Umarız uygulama esnasında çıkacak sosyolojik problemleri önceden düşünüp önlem almışlardır. Şayet dikenli yabani otla kaplanan meralar bir hayvancı adım atınca çok kıymetli oluyor. Köylü, hayvanı olmasa dahi merayı tapulu arazisi gibi algılıyor. Bilinçlendirme yapılması şart.

3) İşletmelerin ekonomik ölçeğe ulaştırılması:

            Para kazanmayan bir fabrikayı büyütür müsünüz? Tabii ki hayır. Peki, çiftçiden neden ve nasıl ölçek büyütmesini beklersiniz?

Mevcut sistemde ölçeği büyütünce daha karlı olmuyorsunuz. Tam tersine zararınız büyüyor. Bu sebeple önce sektörün para kazanması gerek. Zaten para kazanırsanız ölçek kendiliğinden büyüyecektir. Büyük işletmelerde çatıya yağan yağmurun suyunun yer ile temas etmesi sonucunda çevre bakanlığımız ceza yazabiliyor. Küçük işletmeler gübrelerini her türlü tabiata salma şansına sahip. Bizler suç işlemiş kabul ediliyoruz.

Özet olarak

*Türkiye hayvancılığın geleceği için en önemli etken verimlilik. Ölçmeden bu imkânsız. Bu anlamda Bakanlığımızın kurduğu ve devreye aldığı HAYBİS sistemi çok önemli. Ancak sistemin olması yeterli değil. Bu sistemi kullanarak kayıt ve danışmanlık işlerini yapacak kişilerin işlerini çok ciddiye almaları bence memleket meselesidir. Doğru bilinen yanlışlardan uzaklaşarak modern üretim koşullarını çiftçimizle paylaşmak gerekiyor.

*Arz kontrolü olmadan fiyat istikrarı sağlanamaz. İstikrar ve kâr olmadan ölçek büyümez. Uzun vadede sürdürüle bilir olmaz.

*Tarımsal alanlarda arazi fiyatları rekabet etmek istediğimiz ülkelerin seviyesine gelmeden rekabet şansımız olamaz. Yüksek yem maliyeti düşük kâr veya zarar etmek anlamına gelir. Kâr etmeyen bir sektör gelişemez.

Bu çözümler olmadan, AB ülkelerinin istediği “tarımsal ürünlerde serbest dolaşım” gerçekleşir ise, Türkiye tarımı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Gıda fiyatlarının enflasyona yarattığı yukarı yönlü baskıyı verim olmadan ortadan kaldıramayız. Avrupa ile ancak böyle rekabet şansımız olur. Bu öneriler ancak Sayın Bakanımız Faruk Çelik beyin hali hazırda sergilediği sonuç odaklı çalışmaları ile gerçekleşmesi mümkündür. Kendisine başarılar diliyorum ve bu anlamda biz çiftliklerin ne kadar önemli olduğumuzu vurgulamak istiyorum.

Türkiye’nin kalkınma hızını ithal ettiğimiz ve montaj yaparak yine ihraç ettiğimiz ürünler ile istediğimiz seviyeye getiremeyiz. Bu verimli topraklarımızın potansiyelini tam olarak kullanmayı başardığımız zaman kimse Türkiye’nin önünde duramaz. Hayal edin 1 da alana 2500kg mısır üretmeyi başarsak… Yapanlar var, bizde yaparız! Tarımda kalkınmamız için çiftçiliğe geleneksel yaklaşım yerine bir iş adamı bakış açısı ile yaklaşmak gerek. Bu ancak gelecek nesillerimizin araştırmacı ve geniş bakış açısına sahip bir eğitim almaları sonucunda olacak bir şey. Buna zemin hazırlamayı bu nesil görev edinmeli.

Sencer Solakoğlu

Copyright © 2014 TUSEDAD Tum Hakları Saklıdır.