22/06/2017 tarihi itibariyle;  Buğday Yemlik 916 TL / ton, Arpa 875 TL / ton, Mısır 885 TL / ton, Buğday Kepeği 577 TL / ton, Yulaf  825 TL / ton, Soya Fasulyesi 1.350 TL / ton, 

Türkiye’nin, et ve sütte istikrarı sağlamaktan başka çaresi yoktur.

Türkiye’nin, et ve sütte istikrarı sağlamaktan başka çaresi yoktur. 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Birlik Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, üretici market fiyatlarını, süt, et gibi gündemdeki ürünlerle ilgili son gelişmeleri değerlendirdi.

2015 yılında tarımın dördüncü çeyrekte yüzde 2,8, yılın tamamında ise yüzde 7,6 büyüdüğü bildiren Bayraktar, “Genel büyümenin yüzde 4’de kaldığı bir ortamda tarım yüzde 7,6 büyüyerek ekonomiye önemli bir katkı yapmıştır. Gayri safi yurtiçi hasıladaki payını 2014-2015 döneminde yüzde 7,1’den yüzde 7,6’ya çıkaran tarım, 148,3 milyar liralık hasıla desteğiyle ekonomi açısından vazgeçilmez bir sektör olduğunu da ortaya koymuştur” dedi.

-Üretici-market fiyat farkı-

Uzun süredir, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, üreticiden tüketiciye, halkın tamamını yakından ilgilendiren gıda fiyatlarındaki değişimleri takip ettiklerini, kamuoyunu doğru bilgilendirmeye çalıştıklarını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Üretici ile market fiyatları arasında 3-4 kata, bazı aylarda 5-6 kata varan farklar olduğunu tespit ediyoruz. En son, Mart ayında da üretici ve market fiyatları arasındaki farkı incelediğimizde, üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 350 ile patateste olduğunu belirledik. Patatesten sonra fiyat farkı sırasıyla kuru incirde yüzde 303,33, portakalda yüzde 291,19, elmada yüzde 284,31, maydanozda yüzde 279,33, lahanada yüzde 268,59, salatalıkta yüzde 258,88, kuru kayısıda yüzde 241,05, sütte yüzde 240,04, kuru üzümde yüzde 223,50, karnabaharda yüzde 213, ıspanakta yüzde 203,38’i buldu. Bir diğer ifadeyle, patates 4,5 kat, kuru incir 4 kat, portakal 3,9 kat, elma ve maydanoz 3,8 kat, lahana 3,7 kat, salatalık 3,6 kat, kuru kayısı 3,4 kat, süt 3,4 kat, kuru üzüm 3,2, karnabahar 3,1, ıspanak 3 kat fazlaya tüketiciye satılmaktadır. Böyle bir fark olur mu? Üreticinin 1’e ürettiği bir ürün, markette tüketiciye 4,5 katına satılır mı? Türkiye’nin bunu acilen çözmesi, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, tüketicinin de makul bir fiyata ürün tüketebildiği bir ortamı yaratması gerekir.

Bunun yolunun güçlü örgütlenmeden, üretim planlamasından geçtiği herkesin malumudur. Üretici örgütleri, idari ve mali açıdan güçlü, fonksiyonel olursa, profesyonelce idare edilirse, fiyat istikrarı da, gelir istikrarı da olur, pazarlama sorunları da kalmaz. Üreticimiz kazanırken, tüketicimiz de iyi kaliteli ve ucuz fiyata ürün tüketebilir.

Bugün üreticide 38 kuruşa kadar inen patates, hala markette 1 lira 71 kuruşa, 7 lira olan kuru incir 28 lira 23 kuruşa, 58 kuruş olan portakal 2 lira 27 kuruşa, 86 kuruş olan elma 3 lira 31 kuruşa, 30 kuruş olan maydanoz 1 lira 14 kuruşa, 63 kuruş olan lahana 2 lira 33 kuruşa, 71 kuruş olan salatalık 2 lira 54 kuruşa, 9 lira 50 kuruş olan kuru kayısı 32 lira 40 kuruşa, 99 kuruş olan süt 3 lira 38 kuruşa, 4 lira 10 kuruş olan kuru üzüm 13 lira 26 kuruşa, 1 lira olan karnabahar 3 lira 13 kuruşa, 73 kuruş olan ıspanak 2 lira 22 kuruşa satılmaktadır. Bunun mantıkla açıklanabilecek bir tarafı yoktur.” 

-Market fiyatlarındaki değişim-

Mart ayında market fiyatlarındaki değişimlere baktıklarında, kuzu eti, süt, dana eti ve toz şeker fiyatında değişim olmadığını tespit ettiklerini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Fiyat düşüşü en fazla yüzde 35,24 ile salatalıkta görüldü. Salatalıktaki fiyat düşüşünü, yüzde 19,16 ile yeşil soğan, yüzde 17,10 ile pırasa, yüzde 12,33 ile patlıcan, yüzde 11,41 ile kabak, yüzde 10,61 ile ıspanak takip etti.

Mart ayında, markette fiyatlar, patateste yüzde 8,42, fındıkta yüzde 7,68, sivri biberde yüzde 4,46, domateste yüzde 4,37, yumurtada yüzde 3, marulda yüzde 2,91, elmada yüzde 2,44, kırmızı mercimekte yüzde 2,26, havuçta yüzde 1,83, nohutta yüzde 0,93, Antep fıstığında yüzde 0,86, pirinçte yüzde 0,42 geriledi.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 37,62 ile karnabaharda görüldü. Karnabahardaki fiyat artışını yüzde 28,92 ile kuru incir, yüzde 8,36 ile kuru kayısı, yüzde 8,15 ile kuru üzüm, yüzde 7,67 ile lahana izledi.

Mart ayında, markette fiyatlar, portakalda yüzde 4,64, tavuk etinde yüzde 4,49, limonda yüzde 3,77, mısırözü yağında yüzde 2,60, maydanozda yüzde 2,06, kuru fasulyede yüzde 1,94, kuru soğanda yüzde 1,28, yeşil mercimek yüzde 0,60, ayçiçeği yağında yüzde 0,38, zeytinyağı yüzde 0,26 geriledi.

Mart ayında üretici fiyatlarında genel olarak düşüşün hakim olduğunu tespit ettik. Yalnız üreticide çoğunlukla çift hanelerde görülen fiyat düşüşlerinin, market fiyatlarına yansımadığını da gördük.”

-Üretici fiyatlarındaki değişim-

Üretici fiyatlarında Mart ayında, marul, yeşil soğan, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru incir ve Antep fıstığı fiyatlarında değişim olmadığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Fiyatı en fazla düşen ürün yüzde 57,11 ile salatalık oldu. Salatalıktaki fiyat düşüşünü yüzde 37,38 ile patlıcan, yüzde 25,09 ile domates, yüzde 23,44 ile elma, yüzde 21,99 ile kabak, yüzde 21,45 ile ıspanak, yüzde 21,43 ile zeytinyağı, yüzde 17,32 ile lahana, yüzde 14,03 ile sivri biber, yüzde 10,53 ile pırasa, yüzde 8,89 ile kuru üzüm, yüzde 5 ile patates, yüzde 3,79 ile yumurta, yüzde 2,36 ile süt izledi.

Üreticide en fazla fiyat artışı, yüzde 26,26 ile karnabaharda görüldü. Karnabahardaki fiyat artışını yüzde 16 ile portakal, yüzde 13,21 ile maydanoz, yüzde 11,76 ile kuru kayısı, yüzde 10,05 ile limon, yüzde 7,69 ile kuru soğan, yüzde 4,31 kuzu eti, yüzde 2,22 fındık, yüzde 2,11 ile dana eti, yüzde 1,93 ile havuç takip etti.

Üreticide fiyatı artan ürünlere baktığımızda geç ekilen karnabaharların yeni yeni hasat edilmesi ile arzda yaşanan daralmaya bağlı olarak fiyatlarda artış yaşandığını görüyoruz. 

 

-Süte müdahale- 

Bundan 3 yıl önce, bugünü görerek, ette ve sütte müdahale kurumu oluşturulması için verdiğimiz mücadele sonucunda, Et ve Balık Kurumu’nun Et ve Süt Kurumu haline dönüştürülmesinin, aslında bugün umutlanmalarına neden olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Çünkü, Et ve Süt Kurumu kurulmasaydı, bugün süt üreticisinin hali ne olurdu diye düşünmeden edemiyoruz. Verdiğimiz mücadelenin de ne kadar haklı olduğu bugün ortaya çıkmıştır.

Sütte yaşanacak bir kriz, 2008’i bile bize aratır. 2008 krizi sonrası 2010 yılında canlı hayvan ve et ithalatı yapmak zorunda kaldığımız ve bunun için 3,7 milyar dolar harcadığımız unutulmasın.

Bu kadar zengin değiliz. Üreticimizi desteklemeli, piyasayı istikrara kavuşturmalı, ithalat yapmak zorunda kalmamalıyız. İthalatın çözüm olmadığını yine yaşayarak öğrenmeyelim. Sütteki krizin, ette de krize neden olacağını unutmayalım. Tarih tekerrür etmez, hatalar tekerrür eder. Biz hatalarımızdan ders çıkaralım, tekrarını yapmayalım.

98,4 kuruşluk maliyete rağmen, çiğ süt fiyatlarının bazı bölgelerimizde 70 kuruşa kadar düşmesi, süte acil müdahaleyi gerekli kıldı. Nitekim, Et ve Süt Kurumu, geçen hafta üretici örgütleriyle sözleşme imzalayarak piyasaya müdahale etmeye başladı. Et ve Süt Kurumu, ihtiyaç süresinde, yeterli miktarda piyasadan süt çeker, müdahale başarılı olur, fiyatlar Ulusal Süt Konseyi’nin tavsiye fiyatı olan 1 lira 15 kuruşun üzerine çıkarsa, süt hayvanları kesime gitmekten kurtulur.

Tabii bu yeterli mi? Değil.  Bu rakam, bugün için razı olduğumuz bir fiyattır. Fakat, sürdürülebilir üretime uygun bir fiyat değildir. Fiyat, 1 lira 44 kuruş olmadan, süt/yem paritesi 1,5’e çıkmadan sütte tam bir istikrar sağlanamaz.

-“Müdahale kararını çok olumlu buluyor ve destekliyoruz”- 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Faruk Çelik’in müdahale kararını çok olumlu buluyor ve destekliyoruz.

Nisan ayına sonuna doğru, müdahalenin fiyat üzerindeki etkilerini daha iyi göreceğiz. Ben umutluyum. Et ve Süt Kurumu, yeterli miktarda ve ihtiyaç olduğu sürece süt alırsa, fiyatlarda istikrarı sağlayabilir.

Zaten, 79 milyon nüfusunu, 3 milyon sığınmacısını, 40 milyonu aşkın turistini doyurmak zorunda olan Türkiye’nin, et ve sütte istikrarı sağlamaktan başka çaresi yoktur. Risk alamaz, gelişmiş ülkelerin pazarı olamaz, akıldışı davranamaz. TZOB olarak da bunun mücadelesini geçmişte verdik, şimdi veriyoruz, gelecekte de vereceğiz.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak başlattığımız süt kampanyamız devam ediyor.

Sütte krizin ette kriz olduğunu unutmadan, halkımız pahalı et yemek istemiyorsa kampanyamıza destek vermeli diye düşünüyoruz. Hatırlatmakta fayda var. Sütte bir krizi önleyemezsek, kıymayı kilogramı 50 liradan bile satın alamayız.”

TZOB olarak, hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumaya çalıştıklarını, üreticinin istikrarlı bir gelire kavuşması, tüketicinin de alım gücünü zorlamayacak makul fiyatlarla ürün tüketebilmesinin en büyük amaçlarını olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bu çerçevede, çalışmalarımıza devam edeceğiz, ihtiyaç olduğunda uyarılarımızı yapacağız, doğru politikaları destekleyeceğiz. Biz üretici market fiyatlarını düzenli olarak açıklamadan önce, kamuoyu, tarladan markete ürün fiyatlarındaki değişim konusunda yeterince bilgi sahibi değildi. Bu farklılığı ortaya koymamız bile, kamuoyunu harekete geçirme açısından önemlidir diye düşünüyoruz. Toplumun her kesiminde ciddi bir farkındalık oluşturduk. Mücadelemiz, üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makasın daraltılması ve mağdur iki tarafın da memnuniyetinin sağlanmasıdır. Bu çerçevede açıklamalarımıza devam edeceğiz” dedi.

Bayraktar, dün Diyarbakır ve Nusaybin’deki terör saldırılarını bir kez daha lanetledi, vatanı, bayrağı uğruna şehit düşen kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, başta aileleri, Emniyet Teşkilatımız ve Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere bütün milletimize başsağlığı diledi, saldırıda yaralanan güvenlik kuvvetleri mensubu ve vatandaşlarımıza acil şifalar temenni etti.

Bayraktar, “Ülkemizin bu terör belasının birliğini, beraberliğini, kardeşliğini bozmadığı müddetçe üstesinden geleceğine olan inancımız tamdır. Hainler asla emellerine ulaşamayacaktır” dedi. 

-Sorular- 

Şemsi Bayraktar, patateste üretici market fiyat farkının fazlalığıyla ilgili bir soruyu, şu şekilde yanıtladı:

“Üretici fiyatları aşırı bir şekilde düştü. Aşağı yukarı 700 bin ton civarında stoklarda da patates vardı. Hükümetimiz bu stokları eritmek üzere bir takım tedbirler aldığını duyurdu. Bundan sonra da rahatlama oldu. Bu stoklar bir miktar azaldı ama her zaman böyledir. Üretici fiyatları düştüğü zaman bu makas çok daha fazla açılıyor. Bu üreticiden ucuz alınan malı, tüketici pahalı yiyor demektir. Aracılar üreticiden ucuz aldığı mala karlarını koymak suretiyle makası açıyorlar.

Hükümet destek veriyor. Desteklerle stok azaltılmaya çalışılıyor. Ama aracılar karlarından fedakarlık yapmıyorlar. Bugüne kadar da yapmadılar. Biz gerekli tedbirleri almazsak bugünden sonra da yapmayacaklar. Üretici patateste olduğu gibi böyle ucuza üretir, tüketicimizde pahalı yemeye devam eder.”

Bayraktar, bahar aylarıyla ilgili fiyat artışı beklediklerin bir ürün olup olmadığına yönelik soru üzerine şunları söyledi:

“Havalar ısınıyor. Birçok üründe hasat dönemi. Sera ürünleri de Nisan ve Mayıs aylarında bollaşacak. Rusya’nın koymuş olduğu ambargo etkiliyor, bunu kabul etmemiz lazım. Şu an ambargo koyduğu ürünlerin dışındaki yaş meyve ve sebze ürünlerine de ambargo koyabileceğini ifade etti. Bu da piyasayı fevkalade etkiledi. Özellikle üreticilerimizi tedirgin etti. Limon dışında diğer ürünlere de ambargo koyarsa diyoruz çünkü limonu başka ülkelerden alma şansı olmadığı için söylüyoruz bunu. O zaman fiyatlar bir miktar daha aşağıya düşecektir. Bu fiyatlar öncelikle üreticimizi vuracaktır. Burada üreticimizin sürdürülebilir üretim noktasında ve tarlada kalabilmesi için muhakkak surette desteklenmesi gerekiyor.

Bunun dışında Orta Doğu gibi Avrupa Birliği ülkeleri gibi daha önce Rusya krizinden önce kullandığımız pazarlar vardı. Rusya, ABD ve AB ülkelerine ambargo koydu. Ambargo koyduktan sonra Rusya pazarı bize açıldı. Ondan evvel bizim ihracat yaptığımız ülkeler vardı. O ülkelere tekrar dönmemiz gerekiyor. Orta Doğu ve Avrupa ülkelerine daha fazla açılmamız gerekiyor. Aksi takdirde büyük bir sıkıntı bizi bekliyor.”

Bayraktar, tarıma yapılan desteklerle ilgili soruyu ise şöyle yanıtladı:

“Gübre ve yemde KDV indiriminden sonra tarıma yapılan destek 13-14 milyar liraya çıktı. Sektörde ciddi yapısal sorunlar var. Bu sorunlar aslında en büyük maliyeti getiriyor. Üretici maliyetlerini aşağı düşürmek için biz bugün gübrede, yemde, mazotta destek istiyoruz. Maliyetleri de aşağı düşürmenin en önemli enstrümanı yapısal sorunları çözmek. İşletmelerimiz fevkalade küçük. Ortalama işletme büyüklüğümüz 61 dekar. O da 10 parsel yani parçalı.

Birçok işletmeyi bugün sulamaya açamıyoruz. Nereden baksanız sulamaya açamadığımız 2-2,5 milyon hektar arazi var. Bu da ciddi manada üretim ve verimlilik kaybı.

Bunun dışında sektörde büyük bir yapısal sorun olan örgütlenme zafiyeti var. Ekonomik örgütler yok. Bunlar olmayınca planlama yok. Planlamayla beraber pazarlama sıkıntıları baş gösteriyor. Sütte bugün ekonomik örgüt olsa pazarlama sıkıntısı olur mu? 

-Kredileri durdurun, düve ithalatını önleyin diyoruz-

Verdiler krediyi işadamları çok büyük işletmeler kurdular. Ama kimse dur demedi. Bugün için ‘kredileri durdurun’ diyoruz. Çünkü arz fazlalığı var. Plansız büyüme var. Sektörü krize soktu. Süt sektörünün krize girmesi sadece süt sektörünü etkilemiyor ki. Besi ahırları besi materyallerini nereden bulacak. Besiciliğimiz buna dayalı. Et fiyatları da buna bağlı olarak artacak. Sadece üretici ayağı yok. Tüketici ayağı da var. Biz hatta ‘düve ithalatını da önleyin’ diyoruz.

Biz bu krizi üç sene evvel gördük. Ben Ziraat Bankası Genel Müdürüyle o dönemde bir toplantı yaptım. Rakamları bana verdi. Üretim artışını o dönemde gördüm. Hemen dönemin Başbakanına gittim. Dedim ki ‘sütte bir kriz çıkacak. Üretici örgütleri güçlü değil. Müdahale edecek bir kurum yok. Acilen bir müdahale kurumuna ihtiyaç var’. Sayın Başbakanın talimatıyla Et ve Balık Kurumu, Et ve Süt Kurumu haline getirildi. Bu mücadeleyi Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak o zaman vermeseydik, şimdi ne yapacaktık. Et ve Süt Kurumu olmamış olacaktı, bir müdahale kurumu olmamış olacaktı. Bu fiyatlar çok daha aşağıya düşecekti. 

-Süt 50 kuruşa düşseydi ahırlarda bir tane hayvan kalmazdı-

Süt fiyatları 70 kuruş diyoruz. Benim üreticim, 30 kuruş zararına satıyor şuan. Bunun maliyeti 1 lira civarında 70 kuruşa sattığına göre 30 kuruş kilogramda zararına satıyor. Biz bu kurumu kurdurmasaydık bu rakam 50 kuruşa düşecekti. O zaman ne olacaktı? Ahırlarda bir tane hayvan kalmazdı. Bunu biz üç sene evvel gördük.

Muhakkak surette bizim arz talep dengesini sağlayacak mekanizmaları kurmamız lazım. Planlama en başta olmak üzere. Sektörde temel gıda maddelerinde muhakkak surette müdahale kurumlarına ihtiyaç var. Üretici örgütlerini bir müdahale kurumu haline getirebiliriz. Bu yoksa Et ve Süt Kurumu gibi, Toprak Mahsulleri Ofisi gibi kurumlara ihtiyacımız var. Niçin? Bu sektörde serbest piyasa koşulları oluşmuş değil. Rekabet koşulları oluşmuş değil. Rekabet çok önemli. Alıcısının az olduğu, satıcısının çok olduğu bir sektörde biz üretim yapıyoruz. Böyle bir sektörde müdahale olmazsa tekelleşmeye boyun eğmiş olacaksınız. Tekeller de üretici fiyatlarını düşürmeye çalışıyor. Tekelleşmeyi önlemenin yolu müdahale kurumlarıdır. Yoksa serbest piyasa ekonomisi üreticiyi ezer geçer. Bu Türkiye’nin realitesi.

Devlet devletliğini gösterecek. Sayın Bakan da açıklama yaptı. Dedi ki ‘ben devlet olduğumu gösteriyorum. Göstermek zorundayım’ dedi. ‘Et ve Süt Kurumu’nu müdahale kurumu olarak devreye koyuyorum’ dedi. Yapılması gereken de buydu zaten.”

Copyright © 2014 TUSEDAD Tum Hakları Saklıdır.