Bindiğiniz dalı kesmeyin

Geçen hafta sütçülük sektörünün genel durumu ve paydaşların katılımı ile oluşturulan Ulusal Süt Konseyi hakkında kısa bilgiler verilmişti. Bugün öncelikle, konu ile ilgili bazı saptamalar dikkatinize sunulacaktır.

“Deyim yerindeyse çiğ sütte tam bir köle düzeni yaşanıyor. Ulusal Süt Konseyi altı ayda bir toplanıp referans fiyatı açıklıyor. Çiğ sütün çok büyük bir kısmı bu fiyatın altında satılıyor. Süt ürünlerinin fiyatı arttı. Fakat köylüden alınan çiğ sütün fiyatı aynı kaldı. Sanayici büyüyor. Mandıralar büyüyor. Çiğ süt üreten çiftçiler, sattığı sütle yeterli yem alamadığı için hayvancılığı terk ediyor. Devlet süt tozuna destek sağlıyor ama bu desteği sanayiciye veriyor.” (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 6 Temmuz 2015 )

“1 Temmuz 2014’te belirlenen fiyat 30 Eylüle kadar sabit kalacak. Ulusal Süt Konseyi çiğ sütün litre fiyatının 3 ay daha 1 lira 15 kuruş olmasına karar verdi. Çiğ süt üreticileri yem başta olmak üzere birçok girdinin fiyatının arttığını, çiğ süt fiyatının sabit kalmasının büyük zarara yol açacağını…” iddia ediyor. (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 31 Temmuz 2015 )

“Ulusal Süt Konseyi 30 aydan beri sabit tuttuğu çiğ süt fiyatını 6 kuruş artırdı.” (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 26 Aralık 2016)

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Üretici fiyatlarının düşük olması sanayiye süt aktarımını olumsuz etkiliyor. Şu an 114 kuruş olan ortalama süt fiyatı bazı yerlerde 93 kuruşa kadar iniyor. Yem fiyatları 108 kuruş, Üretici 1 kilo süt satarak 1.5 kilo yem alabilmelidir. Bu hesaba göre çiğ süt fiyatı 162 kuruş olmalıdır” demiştir. (Ticaret, 16 Eylül 2017 )

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Süt fiyatları Ulusal Süt Konseyi tarafından 5-6 aylık dönemlerde belirleniyor. Şubat – Haziran dönemi için brüt 153 kuruş olarak uygulandı. Üreticinin eline bu dönemde 139 kuruş geçti. Üretici fiyatları sabitken yem fiyatlarında önemli artışlar oldu. Yem artışına bağlı gelir kaybı nasıl telafi edilecek?” dedi. “Bir litre çiğ süt satan çiftçinin karşılığında 1.5 kilogram yem alabilmesi için en düşük süt fiyatının 206 kuruş olması gerekir” dedi. (Ticaret ,19 Temmuz 2018)

“Ulusal Süt Konseyi (USK) daha önce 1.44 lira olarak ödenen çiğ süt fiyatını 1 Ağustos – 31 Aralık 2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 1.70 lira olarak belirledi. Kooperatif ve birliklere bu bedelin üzerine süt firmaları tarafından toplama ve soğutma bedeli ödenecektir. (Erdem Ak, Çiğ sütün referans fiyatı belli oldu, Hasat Türk)

Tire Süt Kooperatifi ve İzmir Tarım Grubu Başkanı Mahmut Eskiyörük, “Üreticinin bir litre süt ile 1.3 kilogram süt yemi alması gerekirken, süt fiyatındaki artış henüz uygulanmadan yeme gelen zamlarla süt ve yem aynı seviyeye geldi. 1.7 liraya satılan sütten çiftçinin cebine ancak 1.6 lira geçecek yemin kilogramı da 1.6 lira oldu. Seyirci kalınırsa üretici bitecek, tüketici büyük zarar görecek” dedi. (Ticaret, 10 Ağustos 2018).

Reklamdan sonra devam ediyor 

Yukarıda dile getirilen yakınmalardan işletme giderleri artan süt üreticilerinin, çiğ süt fiyatının düşük olması nedeniyle zarar edecekleri açıkça anlaşılmaktadır. Bu zarara uzun süre dayanmaları mümkün olmayan süt üreticileri ellerindeki değerli damızlık hayvanları kesimhaneye göndermek durumunda kalacaklardır. Daha önce yaşanmış olan bu sıkıntılı durumun tekrarlanmaması gerekir. Döviz olarak büyük paralar ödenmek suretiyle oluşturulan damızlık sürülerin korunması şarttır.

Sütün sağlığa uygun bir ortamda üretilmesi, sağıldıktan hemen sonra + 4 santigrat dereceye kadar soğutulması ve işlenecek tesise kadar soğutma düzeneği olan araçlarla taşınması gerekir.

Pastörize süt Türkiye’de ilk önce Atatürk sağ iken, Atatürk Orman Çiftliğinde üretilmiştir. 1963 yılında kurulan Süt Endüstrisi Kurumu 1968 yılında İstanbul, İzmir, Adana ve Kars’ta açmış olduğu fabrikalarla modern süt endüstrisinin temelini atmıştır. Daha sonra özel girişimciler tarafından açılan süt fabrikaları sektörün gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu girişimler devam etmektedir. Bazı örnekleri aşağıdadır.

“Türkiye’nin süt üretim şampiyonu olan İzmir’de süt yatırımları devam ediyor. A firmasının 280 milyon liraya kurduğu ve 850 kişiye iş imkânı sağladığı tesisin ardından, yine Tire’de B’ firması da 80 milyon liraya yeni tesis kurmaktadır. Bu tesis günde 300 ton süt işleyecek olup Şubat ayında hizmete girecektir” (Sedat Alp, Dünya Gazetesi 2 Ocak 2017, ).

Milyonlarca lira harcanarak kurulan bu tesisler katma değer ve istihdam yarattıkları için çok değerlidir. Ancak bu tesislerin verimli çalışabilmesi yeterli ve kaliteli hammadde temin edilmesiyle mümkün olur. Süt üreticileri zarar ederek işletmelerini kapatırsa bir süre süt fabrikaları da hurda yığınına dönüşür.

Tüketiciler, süt ürünleri fiyatlarının yüksekliğinden yakınmaktadır. Sağlık yönünden çok faydalı olan süt ürünlerinin, pahalı olması nedeniyle yeterli miktarda tüketilmediği de bilinmektedir. Süt üretiminin gerilemesi çok ciddi bir beslenme ve sağlık sorunları yaratır.

Pazarlama zincirinin bir ucunda üretici, diğer ucunda tüketici yer almaktadır. Sütü toplayan, işleyen, satış ve dağıtımını yapanlar zincirin diğer halkalarını oluşturmaktadır. Fiyat artışları karşısında iyice bunalan tüketicilerin ödeyebildiği tutarın; süt hayvancılığı yapan üreticilerle diğer paydaşlar arasında hakça paylaşılması gerekmektedir. Ana hammaddeyi oluşturan sütün üretimini tehlikeye sokacak fiyat düzeyi sektördeki bütün paydaşların zarar görmesine yol açacaktır.

Daha önce bir kamu kurumu olan Süt Endüstrisi Kurumu tarafından yönlendirilen süt piyasası, günümüzde az sayıda firmanın egemenliği altındadır. Nasrettin Hoca misali, kimse bindiği dalı kesmesin.

Kaynak: Prof. Dr. Cengiz ÇAKIR