Kendirlioğlu; “Süt fiyatları arasındaki dengesizliğe müdahale edilmelidir”

Efeler Ziraat Odası Başkanı Mehmet Kendirlioğlu, “Sütün üretici elindeki fiyatı ile sanayicinin raf fiyatları arasındaki dengesizliğe müdahale edilmelidir” dedi.
Aydın’ın süt üretiminin önemli merkezlerinden birisi olduğuna işaret eden Mehmet Kendirlioğlu, “Hayvancılıkta reel politikalar yanı sıra oluşan fiili durum, hayvansal ürün fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Süt fiyatları ile temel girdi olan yem fiyatları arasında süt fiyatları aleyhine değişim göstermiş keza, et ve yem paritesi de buna paralellik göstererek genç yaşta erkek danaların yanında, damızlık vasıflı birçok düve ve ineğin kasaplığa sevki söz konusu olmuştur.
Üretimin devamlılığını sağlayan damızlık düve ve ineklerin kesilmesi ile büyük ve küçükbaş hayvan varlığında büyük düşüşler yaşanacaktır. Müdahale olmaz ise, 2010 yılında et ve sütte yaşadığımız durum kaçınılmaz olacaktır. Öyle ki, temel besin maddesi olan et fiyatları üreticinin elinden çıktıktan sonra tavan yapmış, vatandaşın alım gücünü aşmıştır. Et fiyatlarının kasap ve marketlerde aşırı yükselmesi müdahalelere neden olmuş ve dışarıdan canlı hayvan ithalatına gidilmiştir. Özellikle kurban bayramı arifesi ithal olunan hayvanlara ise dini inançlar nedeniyle çok fazla tevessül edilmemiştir” diye konuştu.

Süt fiyatlarında üreticiyle tüketici arasında ciddi farklar bulunduğuna işaret eden Kendirlioğlu, “Türkiye’nin et üretimi, süt fiyatlarındaki istikrara bağlı olarak gelişmiş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin gelişmesinde de en önemli unsuru yine, süt fiyatlarının yeterliliği ve istikrarı oluşturmuştur. Sütün üretici elindeki fiyatı ile sanayicinin raf fiyatları arasındaki dengesizliğe müdahale edilmelidir. Serbest piyasa ekonomisinin acımasız kuralları devlet otoritesinden korkmalı, et ve sütte belirli bir marj belirlemeli ve bu marjın dışına çıkılırsa müdahale edilmelidir. Müdahale hem yetiştiricinin, hem tüketicinin ve hem de sanayicinin yararına olacaktır. Optimum Fayda dediğimiz noktada ise üreticinin, tüketicinin ve sanayicinin çıkarlarının korunması yanında ülke hayvancılığı da istikrarlı bir seyir izleyecektir” ifadelerini kullandı.

Kaynak: İHA

Bindiğiniz dalı kesmeyin

Geçen hafta sütçülük sektörünün genel durumu ve paydaşların katılımı ile oluşturulan Ulusal Süt Konseyi hakkında kısa bilgiler verilmişti. Bugün öncelikle, konu ile ilgili bazı saptamalar dikkatinize sunulacaktır.

“Deyim yerindeyse çiğ sütte tam bir köle düzeni yaşanıyor. Ulusal Süt Konseyi altı ayda bir toplanıp referans fiyatı açıklıyor. Çiğ sütün çok büyük bir kısmı bu fiyatın altında satılıyor. Süt ürünlerinin fiyatı arttı. Fakat köylüden alınan çiğ sütün fiyatı aynı kaldı. Sanayici büyüyor. Mandıralar büyüyor. Çiğ süt üreten çiftçiler, sattığı sütle yeterli yem alamadığı için hayvancılığı terk ediyor. Devlet süt tozuna destek sağlıyor ama bu desteği sanayiciye veriyor.” (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 6 Temmuz 2015 )

“1 Temmuz 2014’te belirlenen fiyat 30 Eylüle kadar sabit kalacak. Ulusal Süt Konseyi çiğ sütün litre fiyatının 3 ay daha 1 lira 15 kuruş olmasına karar verdi. Çiğ süt üreticileri yem başta olmak üzere birçok girdinin fiyatının arttığını, çiğ süt fiyatının sabit kalmasının büyük zarara yol açacağını…” iddia ediyor. (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 31 Temmuz 2015 )

“Ulusal Süt Konseyi 30 aydan beri sabit tuttuğu çiğ süt fiyatını 6 kuruş artırdı.” (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 26 Aralık 2016)

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Üretici fiyatlarının düşük olması sanayiye süt aktarımını olumsuz etkiliyor. Şu an 114 kuruş olan ortalama süt fiyatı bazı yerlerde 93 kuruşa kadar iniyor. Yem fiyatları 108 kuruş, Üretici 1 kilo süt satarak 1.5 kilo yem alabilmelidir. Bu hesaba göre çiğ süt fiyatı 162 kuruş olmalıdır” demiştir. (Ticaret, 16 Eylül 2017 )

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Süt fiyatları Ulusal Süt Konseyi tarafından 5-6 aylık dönemlerde belirleniyor. Şubat – Haziran dönemi için brüt 153 kuruş olarak uygulandı. Üreticinin eline bu dönemde 139 kuruş geçti. Üretici fiyatları sabitken yem fiyatlarında önemli artışlar oldu. Yem artışına bağlı gelir kaybı nasıl telafi edilecek?” dedi. “Bir litre çiğ süt satan çiftçinin karşılığında 1.5 kilogram yem alabilmesi için en düşük süt fiyatının 206 kuruş olması gerekir” dedi. (Ticaret ,19 Temmuz 2018)

“Ulusal Süt Konseyi (USK) daha önce 1.44 lira olarak ödenen çiğ süt fiyatını 1 Ağustos – 31 Aralık 2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 1.70 lira olarak belirledi. Kooperatif ve birliklere bu bedelin üzerine süt firmaları tarafından toplama ve soğutma bedeli ödenecektir. (Erdem Ak, Çiğ sütün referans fiyatı belli oldu, Hasat Türk)

Tire Süt Kooperatifi ve İzmir Tarım Grubu Başkanı Mahmut Eskiyörük, “Üreticinin bir litre süt ile 1.3 kilogram süt yemi alması gerekirken, süt fiyatındaki artış henüz uygulanmadan yeme gelen zamlarla süt ve yem aynı seviyeye geldi. 1.7 liraya satılan sütten çiftçinin cebine ancak 1.6 lira geçecek yemin kilogramı da 1.6 lira oldu. Seyirci kalınırsa üretici bitecek, tüketici büyük zarar görecek” dedi. (Ticaret, 10 Ağustos 2018).

Reklamdan sonra devam ediyor 

Yukarıda dile getirilen yakınmalardan işletme giderleri artan süt üreticilerinin, çiğ süt fiyatının düşük olması nedeniyle zarar edecekleri açıkça anlaşılmaktadır. Bu zarara uzun süre dayanmaları mümkün olmayan süt üreticileri ellerindeki değerli damızlık hayvanları kesimhaneye göndermek durumunda kalacaklardır. Daha önce yaşanmış olan bu sıkıntılı durumun tekrarlanmaması gerekir. Döviz olarak büyük paralar ödenmek suretiyle oluşturulan damızlık sürülerin korunması şarttır.

Sütün sağlığa uygun bir ortamda üretilmesi, sağıldıktan hemen sonra + 4 santigrat dereceye kadar soğutulması ve işlenecek tesise kadar soğutma düzeneği olan araçlarla taşınması gerekir.

Pastörize süt Türkiye’de ilk önce Atatürk sağ iken, Atatürk Orman Çiftliğinde üretilmiştir. 1963 yılında kurulan Süt Endüstrisi Kurumu 1968 yılında İstanbul, İzmir, Adana ve Kars’ta açmış olduğu fabrikalarla modern süt endüstrisinin temelini atmıştır. Daha sonra özel girişimciler tarafından açılan süt fabrikaları sektörün gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu girişimler devam etmektedir. Bazı örnekleri aşağıdadır.

“Türkiye’nin süt üretim şampiyonu olan İzmir’de süt yatırımları devam ediyor. A firmasının 280 milyon liraya kurduğu ve 850 kişiye iş imkânı sağladığı tesisin ardından, yine Tire’de B’ firması da 80 milyon liraya yeni tesis kurmaktadır. Bu tesis günde 300 ton süt işleyecek olup Şubat ayında hizmete girecektir” (Sedat Alp, Dünya Gazetesi 2 Ocak 2017, ).

Milyonlarca lira harcanarak kurulan bu tesisler katma değer ve istihdam yarattıkları için çok değerlidir. Ancak bu tesislerin verimli çalışabilmesi yeterli ve kaliteli hammadde temin edilmesiyle mümkün olur. Süt üreticileri zarar ederek işletmelerini kapatırsa bir süre süt fabrikaları da hurda yığınına dönüşür.

Tüketiciler, süt ürünleri fiyatlarının yüksekliğinden yakınmaktadır. Sağlık yönünden çok faydalı olan süt ürünlerinin, pahalı olması nedeniyle yeterli miktarda tüketilmediği de bilinmektedir. Süt üretiminin gerilemesi çok ciddi bir beslenme ve sağlık sorunları yaratır.

Pazarlama zincirinin bir ucunda üretici, diğer ucunda tüketici yer almaktadır. Sütü toplayan, işleyen, satış ve dağıtımını yapanlar zincirin diğer halkalarını oluşturmaktadır. Fiyat artışları karşısında iyice bunalan tüketicilerin ödeyebildiği tutarın; süt hayvancılığı yapan üreticilerle diğer paydaşlar arasında hakça paylaşılması gerekmektedir. Ana hammaddeyi oluşturan sütün üretimini tehlikeye sokacak fiyat düzeyi sektördeki bütün paydaşların zarar görmesine yol açacaktır.

Daha önce bir kamu kurumu olan Süt Endüstrisi Kurumu tarafından yönlendirilen süt piyasası, günümüzde az sayıda firmanın egemenliği altındadır. Nasrettin Hoca misali, kimse bindiği dalı kesmesin.

Kaynak: Prof. Dr. Cengiz ÇAKIR

Üreticiler Et İthalatına, Zamlara Ve Fırsatçılara Tepkili

Aksaray’da üreticiler, et ithalatı, tarım ve hayvancılık girdilerine son aylarda gelen zamlarla sıkıntı yaşadıklarını belirterek, Tarım Platformu ile birlikte meydanda toplanıp yetkililerden yardım istedi.
15 Temmuz Milli İrade Meydanı’nda toplanan üreticiler, ülke ve millet için her şeye rağmen inadına üretim yaptıklarını belirterek, ithalat ve aradaki fırsatçıların kaldırılmasını istedi. Burada bir açıklama yapan Ticaret Borsası Başkanı Hamit Özkök, “Son günlerde yaşadığımız malum süreçten dolayı şu an itibariyle hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren üretici, çiftçi kardeşlerimiz yem maliyetinin artmasıyla, mazot, gübre fiyatlarının yükselmesiyle Türkiye’deki konjonktürden dolayı ham madde girdilerinin de yükselmesiyle hayvancılığın yapılamaz haline geldiğini, acı çektiğimizi söylemek üzere burada toplandık. Üretici, çiftçi kardeşlerimiz buraya geldiler ve ‘Devletimizin dirliği, milletimizin birliği bizim için çok önemli. Devletimizin yanında, milletimizin birlik şuuruyla hareket ederek, inadına üretip, inadına hayvancılık’ diyerek bu işi yapmaya kararlılar. Fakat yaşamış olduğumuz ithalat baskısıyla şu an itibariyle çok zor durumda hayvancılık ve tarım yapmaktayız. İnşallah yetkililerimizin sesimizi duymasını, acilen dışarıdan gelen canlı hayvan ithalatına, et ithalatına son diyoruz. Canımız yandı. İthalata hayır. Biz kendi kendimize yeteriz. Bakanım, yetkililer, iç üretimimizde Türkiye’yi besleriz diyoruz” dedi.

“Bir ay içinde 900 hayvan kesime gitti”
Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bekir Kayan ise “Buradaki üreticilerimizin hepsi devletimizin yanında. Devletimiz neredeyse biz oradayız. Buradaki amacımız üreticilerimizin çektiği sıkıntıları devlet büyüklerimize duyurabilmek ve sıkıntıları giderebilmek için elimizden geleni yapmamızdır. Buradaki amaç, süt üreticilerimizin gerçekten çok mağdur olduğu, süt ineklerinin yavaş yavaş kesime gittiği bir gerçek. Aksaray’da 1 ay içinde 900 tane anaç sığırımız kesilmiştir. Bu hızlı bir şekilde devam etmektedir. Bunun sebebi ise yem fiyatları gibi girdilerin artması. Burada bizim devletimizden istediğimiz şey, devletimizin fırsatçılara meydan vermemesi, fırsatçıların önünü kesmesi. Burada biz üretmek için varız, sonuna kadar da üretmek için varız. Her zaman da bu insanlar devletimiz, milletimiz, ülkemiz için üretmeye her şeye var ve hazırdır” şekline konuştu.

“Sektördeki stokçular hainlik yapıyorlar”
Ziraat Odası Başkanı Emin Koçak da stokçuların stoklama yapıp hainlik yaptıklarını belirterek, “Bizim ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde tek sorunumuz aracılar. Üretici ile tüketicinin arasında sıkıntı yok. Üretici üretiyor, tüketici tüketiyor. Ama stokçular üreticiye de zarar veriyor, tüketiciye de zarar veriyor. Son günlerde televizyonlarda görüyoruz. Domates tarlada, serada 3 lira. Marketlere geliyor 10 lira. Biz mazot yakıp, gübre kullanıp, zirai ilaç kullanıp da üretim yapıyoruz. Ama arada ciddi şekilde makas var. Bu ülkede hainlik yapan özellikle bu stokçulara bir an önce el atılmalı. Üreticinin para kazanmadığını da hepimiz biliyoruz. Bizler ne olursa olsun ülkemiz için inadına üreteceğiz. Tarlalarımızı da imkanlar el verdiği müddetçe boş bırakmayacağız. Ama son günlerde girdilerin yükselmesinden dolayı üreticilerimizde ciddi şekilde sıkıntı var. Biz üreticiler, çiftçiler nasıl 15 Temmuz’da bu meydanlarda bir ay nöbet tuttuysak, ülkemizin birliği ve dirliği için her zaman varız, var olmaya da devam edeceğiz” diye konuştu.
Yapılan açıklamaya Tarım Platformu adı altında Aksaray Ticaret Borsası, Ziraat Odası, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Kırmızı Et Üreticileri Birliği, Kasaplar Odası, Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, üreticiler ve çiftçiler katıldı.

Kaynak: İHA

İthal edilmeyecek içeride üretilecek

Tarım ve Orman Bakanlığı, ikinci 100 günlük eylem programı için çalışmalarını sürdürüyor. Bakan Bekir Pakdemirli, sektör temsilcileri ile sık sık bir araya gelerek, çantasında yer alacak konuları belirlemeye başladı.
Programda halkın ve üreticinin beklenti ve talepleri yer alacak. Bu kapsamda karşılaşılan her türlü sıkıntıyı giderecek hamleler hayata geçirilecek.

HASTA HAYVAN GELMEYECEK
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenirliği konusunda denetimlerini artıracak. Et ve Süt Kurumu tarafından yurtdışından getirilecek hayvanların kontrollerinde sıfır tolerans olacak. Hayvanlar, gemiye binmeden veteriner tarafından sıkı denetimden geçirilecek. Vatandaşın, hayvansal ürünlerden uzaklaşması önlenecek.

DESTEKLERLE NEFES VERİLECEK
Özellikle artan döviz sebebiyle zor günler yaşadıklarını her defasında dile getiren üreticilerin, yeni dönemde rahatlaması hedefleniyor. Bakanlık, gübre ve mazot desteğinin ardından hangi sektörde sıkıntı varsa, onu giderecek önemli hamleler yapacak. Üreticiler, uluslararası piyasada rekabet edebilecek konuma getirilecek.

ÇİFTÇİ KAZANCINI ÖNCEDEN BİLECEK
Üreticilerin mahsulleri elinde kalmayacak. Önceden açıklanacak desteklemeler ve alım fiyatlarıyla üreticiler, ne ekeceğini, ne zaman ekeceğini ve sonrasında ne kadar kazanacağını bilecek. İlk adım Toprak Mahsulleri Ofisinden gelmişti. TMO, ürünler ekilmeden önce alım fiyatlarını açıklayarak, çiftçileri rahatlatmıştı.

941 HAVZADA TARIM HAMLESİ
Bakanlık, ithal kalemlerde üretimin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmalarla daha hızlı mesafe almayı hedefliyor. Havza Bazlı Destekleme Modeli ile; 941 bölgede iklim, toprak, topografya ve ekim nöbeti dikkate alınarak, hangi ürünün, hangi havzada, ne kadar üretileceği belirlenecek, tarımsal hasıla artırılacak.

STOKÇULARA İZİN VERİLMEYECEK
Bakanlık, son haftalarda tartışma konusu olan ve cepleri yakan gıda fiyatlarını da izleyecek. Üretici, perakendeci sıkı denetime alınacak, stokçuluğa izin verilmeyecek. Bakanlığın belirleyeceği fiyat skalası sonucunda, etiketlerde dönemsel farklılık yaşanmayacak. Bunun için gerekirse üreticiye destek artacak.

ÜNİVERSİTELER DEVREYE GİRECEK
Tarımın gelişmesi için üniversitelere büyük rol düşecek. Bakanlığın, öğretim görevlileri ile görüşmesinin ardından Ziraat Bankası ve Ankara Üniversitesi arasında imzalar atılarak Genç Çiftçi Akademisi kurulmuştu. Bakanlık, birçok bölgede de üniversitelerle iş birliklerine giderek, yerel tarımın gelişmesini sağlayacak.

GÜBRE İNDİRİMİYLE TARLALAR YEŞERECEK
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin, kimyevi gübrede yüzde 15’lere varan indirim sağlanacağını ve buğday ile arpada prim desteğinin artırılacağını açıklaması Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki çiftçileri de sevindirdi. Akaryakıt giderlerinin yarısının devlet tarafından karşılanmasıyla da rahat bir nefes alan çiftçiler; artık üretime daha fazla yönlenecek, ürününe yeterli gübre verebilecek, böylece verim de artacak.

Kaynak: İHA

Ziraat’ten genç çiftçiye büyük destek

Ziraat Bankası, gençlerin tarıma ilgisini artırmak için, “Genç Çiftçi Akademisi” kurdu. 30 yaşından gün almamış gençlere; tarımsal üretim ve yatırım yapmayı öğretmeyi hedefleyen banka, üniversite-kamu işbirliğine dayalı 8 haftalık bir eğitim programı düzenleyecek. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliğiyle hazırlanan Genç Çiftçi Akademisi, gençlere tarım alanında yeni istihdam ve iş alanları açmayı, gençlere tarımda bilerek yatırım ve üretim yapmayı öğretmeyi, halen tarımsal üretim yapan gençlerin teknik ve finansal bilgi düzeyini arttırmayı, eğitimli ve bilinçli genç çiftçiler yetiştirmeyi, tarımın geleceğinde söz sahibi olacak gençleri bugünden kazanmayı amaçlıyor.

KADINLARA ÖNCELİK VERİLECEK
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Türkiye’de yaşayan, 18 yaşını tamamlamış, 30 yaşından gün almamış olan gençlerin faydalanabileceği programda, kadın çiftçi ve çiftçi adaylarına, tarımla ilgili teknik lise veya üniversite mezunlarına, ailesine ya da kendisine ait tarım işletmesinde çalışanlara öncelik verilecek. 5 hafta teknik eğitim alacak gençler, 3 haftalık staj döneminin ardından düzenlenecek sözlü ve yazılı sınavda başarılı olurlarsa sertifika almaya hak kazanacaklar. Tanıtım töreninde konuşan Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, tarımı işin tepesine yerleştirmek gerektiğini belirterek, “Şimdi tarım dönemi bunu başaracağız. Matematiği olmayan işleri bir kenara koyacağız. Geçmişte elma ağacına kredi verdik, soğuk hava deposuna vermedik. Pamuğa verdik, çırçıra, atölyeye, boyaya vermedik. Bu eğitimler bizim bunları fark etmemiz için de önemli. 2019’da tarım alanına daha çok teşvikler yapacağız” dedi.

İŞBİRLİĞİ YAPMAYA HAZIRIZ
Törende konuşan Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş, “Modern tarımı ön planda tutmalıyız. Bu eğitimle üretime yönelik önemli bir adım atılıyor. Bilimsel bilgimizi sektörle paylaşmak için hazırız” dedi.

Türkiye’nin yurt dışından süte ihtiyacı yok

Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tezel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, SETBİR Yönetim Kurulu olarak geçen hafta Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye, hem tebrik etmek hem de halihazırda sektördeki gelişmeleri ve çözüm önerilerini arz etmek için ziyarette bulunduklarını söyledi.

Ziyarette güncel çiğ süt fiyatlarını konuştuklarını belirten Tezel, “Malum bugün geldiğimiz noktada ağustos ayında bir fiyat artışı yapılmış olmasına rağmen talep var. Üreticilerimizin taleplerini birlik olarak destekliyoruz.” ifadesini kullandı.

Tezel, sürdürülebilir bir çiğ süt fiyatı istikrarına ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “İstikrar demek değişmeyen bir süt fiyatı değil. İstikrar bir formül üzerine dayandırılmış bir model. Bu model üzerinden de gerek bakanlığımızın desteklemeleri gerekse piyasanın arz talep koşullarıyla kendi düzenini kuran bir fiyatlama modeli. Bir litre süt ile 1,3 kilogram yem alınabilecek parite, karşılıklı değere esas.” diye konuştu.

Böylece üreticilerin önünü görebileceğini, süt fiyatı istikrarının sağlanmasıyla hayvancılığa yatırım yapılabileceğini dile getiren Tezel, bu durumun ülkedeki süt ve et üretimine olumlu etki edeceğini belirtti.

Türkiye’nin ABD’den süt ithal edeceği iddiaları

Tezel, Türkiye’nin ABD’den süt ithal edeceği yönündeki iddiaların da gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Dünyada 812 milyon ton süt üretiliyor. Türkiye 20,7 milyon ton süt üretimiyle dünyanın 8. büyük üreticisi. Bu nedenle Türkiye’nin yurt dışından süte ihtiyacı yok. Üyesi olmasak da 165 milyon tonluk yıllık üretimi bulunan AB’nin de 3’üncü büyük üreticisiyiz. ABD’den süt ithal edileceğine yönelik iddialarla ilgili durum şu, Dünya Ticaret Örgütüne üye ülkeler arasındaki karşılıklılık gereği, veteriner sertifikalarının güncellenmesine dair bir çalışma. Bu karşılıklı veteriner sertifikalarının güncellenmesi Dünya Ticaret Örgütüne üye her ülkeyle olan, yapmanız gereken bir gereklilik. Bunu bazı çevreler farklı yorumlayarak süt ithalatı yapılacağıyla ilgili iddialar ortaya attılar. Karşılıklı standartların belirlenmiş olması, veteriner sertifikalarının güncellenmiş olması yarın gidip ABD’den ithalat yapacağınız anlamına gelmiyor. Dolayısıyla burada yanlış bir yorum var.”

Tezel, süt arz ve talebiyle ilgili sorun bulunmadığını vurgulayarak, “Üretmiş olduğumuz 20,7 milyon ton sütün yüzde 50’sini kayıt altında üretiyoruz. Sanayi işletmeleri de bakanlığımızın kontrolünde.” dedi.

Kaynak: AA

Türkiye’nin yurt dışından hayvan ithal etme zorunluluğu kalkacak

TÜRKİYE Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEM-BİR) Başkanı Ülkü Karakuş, TÜİK’in açıkladığı raporda büyükbaş hayvan varlığının 16 milyondan 17 milyona yükseldiğini hatırlatarak, “Çok yakın zamanda Türkiye’nin yurtdışından hayvan ithal etme zorunluluğu ortadan kalkacak, yüzde 10’luk açığımız, hayvan sayısı arttığı için yakın zamanda kalmayacak demektir” dedi.
TÜRKİYEM-BİR Başkanı Ülkü Karakuş, Demirören Haber Ajansı’na (DHA) hayvan üreticilerinin döviz artışı karşısında yaşadıkları sorunlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Son zamanlarda yabancı para birimlerindeki artış ve girdi maliyetlerinin artması nedeniyle yem fiyatlarında olağanüstü bir artış söz konusu olduğunu belirten Karakuş, ”Biz her yıl hesabımızı yaparken bir bütçe yapıyoruz. 2018 yılında bütçemizi yaparken doların 4.70-5.00 TL civarında, banka faizlerinin ise yüzde 15 civarında olacağını öngördük. Buna bağlı olarak yakıt fiyatlarında çok artış olmayacağını öngördük. Ona göre bütçelerimizi yapmıştık. Ancak birkaç ayda içeride ve dışarıda gelişen olağanüstü koşullardan dolayı bütçelerimizin ve hedeflerimizin dışına çıktık. Bu nedenle yem fiyatlarında bir ayarlama zorunluluğu çıktı. Biz ham maddelerimizin yaklaşık yüzde 40’ını dövizle alıp doksan gün vadeyle üreticimize satmak durumunda olan bir sektörüz. Onun üzerindeki baskıyı da biz ham maddeyi depolarımızda tutmak suretiyle karşılıyoruz ve bunu biz üstleniyoruz. Bu toplam bedel olarak baktığımızda Türkiye’deki yem sektörü besicileri ve sütçüleri yılda yaklaşık 7,7 ile 8 milyar TL civarında finanse ediyor. Bunları da göz önüne alarak bu finansa devam edeceğiz” dedi.
‘KISA SÜREDE HAMMADDE FİYATLARINDA YÜZDE 35-4O CİVARINDA ARTIŞ OLDU’
”Hububat fiyatları direkt olarak Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) direksiyonda olduğu ve piyasayı regüle ettiği bir sektördür” diyen Karakuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Üretici de malı buralarda satacağını öngördü. Toprak Mahsulleri Ofisi de buralarda 85-90 kuruş aralığında fiyatın oluşmasını projelendirdi. Bütün planlarını bunun üzerine yaptı. Ancak dövizde meydana gelen artışlarla ve doların 6,5 liraya çıkmasıyla birlikte ilk defa Türkiye’deki buğday ve arpa fiyatları dünya fiyatlarının altına düştü. Bu da iç piyasa da bütün dengeleri bozdu. Kilogramı 85-95 kuruşla başlayan arpa bugün 1 TL 15 kuruşa çıktı, fiyatlar da aşırı yükseldi. Son 1,5 ayda fiyatlardaki artış yüzde 30’ları ve yüzde 40’ları buldu. Bu da maalesef yem fiyatlarına yansıdı” diye konuştu.
‘BAKANLIĞIN DESTEĞİYLE TARİFE KONTENJANINI KULLANACAĞIZ’
TMO’nun piyasayı düzenlemek üzere elinde 2 milyon 250 bin TL civarında almış olduğu veya alacağı ve kullanacağı hazine desteğiyle birlikte tarife kontenjanı olduğunu belirten Karakuş, sözlerine şöyle devam etti:
“Bunun bir an önce hayata geçirilip arpanın, buğdayın ve mısırın Türkiye’ye dünya fiyatlarından değil, şu anda mevcut planlanmış Türkiye fiyatlarına denk gelecek şekilde iç piyasaya sunulması lazım. TMO’nun elinde yemlik buğday, arpa ve bir miktar mısır var. Onların da Türkiye’deki bütçelediğimiz fiyatlardan iç piyasaya verilmesini talep ediyoruz. Biz yaklaşık 30 yıldır dünya fiyatının üzerinde ham madde alarak, tonuna 50 ile yüz 150 dolar arasında fazla para vermek suretiyle bir sosyal dengeyi sağlamak için ve üreticiyi de desteklemek amacıyla yüksek fiyattan mal alıyoruz. Bu sefer tersine Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın desteğiyle tarife kontenjanını kullanacağız ve o fiyatları uygun şekilde sanayiciye vereceğiz. İkinci aşamada şu anda önümüzdeki ay tarlalara ekime girilecek. Arpa, buğday gibi serin iklim tahıllarının ekimi ve dikimine başlanacak. Burada önemli nokta şudur; Biz yıllardır tonuna 40 ile 60 lira arasında destek veriyoruz. Ancak bunlar şu anda üreticinin maliyetlerini karşılamaktan uzaklaştı. Bundan dolayı buradaki destek miktarını çok arttırmamız lazım. Çünkü tohum, mazot ve gübre fiyatı gibi bu tür şeylerin girdi fiyatları çok yüksek miktarda arttı. Geçen yıl bugün üreticiye arpanın fiyatı kilogramı 80-85 kuruşken bu sene bu fiyat çok daha fazla yukarı çıkacak. Dolayısıyla kamunun serin iklim tahılları eken üreticilerimize destek vermesi lazım ve bunu da bu ay vermesi lazım. Çünkü önümüzde ay bu insanlara ekim-dikim için para lazım.”
‘HER SÜTÇÜYÜ, HER BESİCİYİ BİZ DÜŞÜNÜRÜZ’
“2018 yılında ekim mevsimini düşünecek olursak, önümüzdeki ay tarlaya girecek traktörün lastiğinin fiyatı, mazotun fiyatı yaklaşık olarak yüzde 60 civarında arttı.” diyen Karakuş, şöyle devam etti:
”Üreticinin kullandığı tohumun fiyatı da neredeyse iki katına çıktı. Gübrenin fiyatı da geçen sene sezonda 1150 TL civarındayken şu anda 3 bin lira civarında. Dolayısıyla üreticinin üretimden kaynaklanan girdileri çok yüksek miktarlara geldi. Bunun desteklenmesi lazım. Dolayısıyla kamunun gereken desteği de vereceği kanaatindeyiz. Bizim de yem sektörü olarak üzerimize düşen, üreticimize düzenli tedarikte bulunup, düzenli yem sağlayıp, makineleri çalıştırıp, birbirimize moral vermek olmalı. Onun için yem sektörü olabildiğince manipülasyonlara ve spekülasyonlara meydan vermeden en düşük maliyetle, en düşük karla üreticilerine yem satmaya devam edecektir. Bundan üreticilerimizin memnun olması lazım. Her besiciyi, her sütçüyü biz düşünürüz çünkü paramızı biz onlardan alacağız. Onlar kazanacaklar, bize ödeyecekler” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN YURT DIŞINDAN HAYVAN İTHAL ETME ZORUNLULUĞU KALKACAK’
”Türkiye’de yaklaşık kırmızı et ihtiyacının yüzde 10’luk kısmını yani bunu karkas et, löp et, kesimlik hayvan şeklinde ithal ederek yüzde 10’luk açığı kapatmaya çalışıyorduk” diyen Karakuş sözlerini şöyle tamamladı:
”TÜİK rakamları açıkladı ve büyük baş varlığımızın 16 milyondan 17 milyona, yani 1 milyon adet arttığını söylediler. Küçükbaş hayvan varlığımızın da 3 milyon adet arttığını söylediler. Bu hem büyükbaşta hem küçükbaşta yüzde 10’a tekabül etmektedir. Bunun Türkçesi yani çok yakın zamanda Türkiye’nin yurt dışından hayvan ithal etme zorunluluğu ortadan kalkacak, yüzde 10’luk açığımız, hayvan sayısı arttığı için yakın zamanda kalmayacak demektir.”

Kaynak: DHA

TDSYMB Genel Başkanı Özcan: Süt fiyatlarının artmaması hayvancılığı bitirir

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği ( TDSYMB ) Genel Başkan Kamil Özcan, süt piyasası hakkında bildiri yayımladı. Bildirisinde Özcan, son bir yıl içerisinde fabrika yemi fiyatına yüzde 54, mazot fiyatına yüzde 17, gübre fiyatına yüzde 32-37 oranda artış meydana geldiğini hatırlatarak, “Bir yıllık süreçte çiğ süt üretici fiyatında sağlanan artış yüzde 11 düzeyi ile girdi maliyetinin artışlarının gerisinde kaldı. Diğer taraftan sanayi tarafından işlenerek marketlerde satılan beyaz peynirin kilogram fiyatı yüzde 22, tereyağın kilogram fiyatı yüzde 18 ve yoğurdun kilogram fiyatı yüzde 44 arttı. Üreten köylü ve tüketicinin mağdur olduğu böyle bir ortamda kazanan kim olursa olsun, kaybeden köylü ve Türkiye’nin hayvansal üretimi olacaktır” dedi.

2008’DEKİ SIKINTILI DÖNEMİ HATIRLATTI

Akıllara 2008 yılında süt üreticisinin yaşadığı sıkıntılı dönemin tekrar geldiğini ifade eden Özcan, “2008 yılında girdi fiyatları ve kasaplık karkas fiyatları artarken çiğ sütfiyatında gerileme veya çok az artış meydana gelmiş ve bunun neticesinde yüz binlerce inek kasaplık olarak kestirilmek zorunda kalınmıştır. O dönemde anaç sığır sayısındaki azalma 2009 yılından itibaren kasaplık hayvan arzını da önemli derecede etkilemiş ve tüketici et fiyatlarında ciddi bir artış yaşanmıştır. Piyasanın istikrarı açısından süt üretiminin stratejik bir konu olduğu ve sütte yaşanacak bir piyasa krizinin beraberinde et krizini de getirecektir. Çiğ süt üreticisinin yaklaşık yüzde 98’i küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinden oluşmaktadır. Köyünde sınırlı geliri ile geçimini sağlamak zorunda olan üretici kesimi, yem başta olmak üzere girdi maliyetlerinin sürekli artışı karşısında sağmal ineklerinin bir bölümünü kestirerek daha az hayvanla işletmesini ayakta tutmaya çalışmakta” ifadelerini kullandı.

Referans çiğ süt fiyatının 1,70 TL olarak belirlenmesine rağmen sanayicilerin birçoğunun bu fiyatı dikkate almamasından şikayet eden Özcan şu ifadeleri kullandı:

BAKANLIK ONAYIYLA BELİRLENEN FİYAT DİKKATE ALINMIYOR

”Temmuz ayında yetiştirici ve sanayici kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirilen çiğ sütsektör toplantısında üretici eline geçecek çiğ referans süt fiyatı 1,70 TL olarak belirlenmiş ve bu sonuç Bakanlığın yanı sıra toplantıya katılan taraflarca da ilan edilmiştir. Buna rağmen sanayicilerin birçoğu referans fiyatı dikkate almak bir tarafa 1,20 TL’ye kadar düşük fiyattan çiğ süt alımı yapmaya devam etmiştir. Çiğ sütün litresinin üretim maliyeti, 10 baş ineğe sahip bir aile işletme için 2,01 TL’dir” diye konuştu.”

Kaynak: www.cumhuriyet.com.tr

Bakan Pakdemirli’den çiftçiye iki müjde

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinin (Tarım Kredi) en önemli tarımsal girdilerden kimyevi gübrede yüzde 15’lere varan indirim sağlayacağını bildirdi.

Pakdemirli, Tarım ve Orman Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında, gübre fiyatlarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Tarımın en önemli girdisinin gübre olduğuna işaret eden Pakdemirli, “Çiftçi, tarlasına yeterli gübre atamazsa hasatta yeterli verimi alamaz. Son zamanlarda dünyadaki ekonomik dalgalanmalar, kur üzerinden ekonomimize yapılan finansal saldırılar malum. Çiftçimizin ekmeğine göz diken maksatlı kesimlerin bu durumu fırsata çevirme çabalarıyla kimyevi gübre fiyatında artış yaşandı.” dedi.

Pakdemirli, bu artışların bir kısmının maliyet artışına, diğer kısmının ise kasıtlı ve spekülatif sebeplere dayalı olduğuna dikkati çekerek, Tarım Kredi’nin üreticinin girdilerini kolaylaştıracağını, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) de üreticinin elde ettiği ürüne alım garantisi vereceğini söyledi.

Böylece, bakanlık ve çiftçinin, üretimin her aşamasında koordineli çalışacağını vurgulayan Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ‘Çiftçimize sahip çıkacağız, çiftçimizi asla ezdirmeyeceğiz.’ demişti. Bizler de bunu yapıyoruz. Bakanlık olarak Tarım Kredi ile yapılan çalışmalarla güzel bir haber vermek istiyoruz. Tarım Kredi, en önemli tarımsal girdilerden kimyevi gübrede cinslerine göre değişmekle beraber yüzde 15’lere varan indirim sağlayacak. Örneğin, DAP gübrenin tonu 3 bin 250 liradan 2 bin 900 liraya düştü. Yapılan indirimin piyasaya yansımasıyla tüm sektörün benzer hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”

Pakdemirli, gübre fiyatlarında aşırı artış yapan firmaları yakın takibe aldıklarını da bildirdi.

Uzun yıllardır artmayan buğday ve arpa prim desteklerini artıracaklarını ifade eden Pakdemirli, “Arpa ve buğdayda 5 kuruş olan prim desteğini yüzde 100 artırarak önümüzdeki yıl 10 kuruş olarak ödeyeceğiz. TMO üzerinden, çiftçimizin önümüzdeki hasat döneminde hiçbir şekilde mağdur edilmesine izin vermeyeceğiz.” diye konuştu.

“Dünya fiyatlarından alacağız”

Pakdemirli, arpa ve buğday üreticisinin alın teri ürünlerini dünya fiyatları üzerinden alacaklarına dikkati çekerek, “Bu konuda, çiftçimizin herhangi bir endişesi olmasın. TMO, piyasaların ihtiyacı olan arpa ve buğday arzına devam etmektedir, stokları yeterlidir ve takviye edilmektedir. TMO’nun buğday fiyatı uygulamasına ekmek fiyatlarını belirlerken uyum gösteren başta belediyelerimize, fırıncılarımıza ve market zincirlerine teşekkür ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı tarımsal ürünlerin fiyatlarındaki artışa yönelik soru üzerine Pakdemirli, “Marketleri ciddi takip ediyoruz. Fiyat hareketlerini, oluşumları takip ediyoruz. Bu takibi hem Ticaret Bakanlığı hem de arz güvenliği açısından biz yapıyoruz. Zaman zaman domates olsun diğer ürünler olsun tüm ürünlerde takibimiz devam ediyor ve edecek. Vatandaşlarımız müsterih olsun.” ifadesini kullandı.

Pakdemirli, stokçulara her türlü yaptırımı uygulamaya devam edeceklerinin altını çizerek, bunlarla ilgili bir ifşa faaliyetlerinin olmadığını ama gerekirse ifşa edebileceklerini dile getirdi.

“Çiftçiye 130 milyon lira kaynak”

Tarım Kredi Genel Müdürü Fahrettin Poyraz da Türkiye’de yıllık kimyasal gübre kullanımının yaklaşık 6 milyon ton civarında olduğunu belirterek, Tarım Kredi’nin bunun 2 milyon tonunu üreterek piyasaya arz ettiğini bildirdi.

Poyraz, gübre fiyatlarında yapılan asgari indirimin yüzde 11,5 olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bu söylediğim taban fiyat. Bunun içinde nakliyesine, mesafesine göre illerde biraz farklılık oluşabilir ama piyasa fiyatlarının ciddi anlamda altına düştüğümüzü söyleyelim. Maliyet olarak da bu indirimlerle yaklaşık 130 milyon lira çiftçimize doğrudan bir kaynak aktarmış olacağız.”

Kaynak: AA

Gübrede fiyat indirimi, buğdayda destek artışı üretimi artırır mı?

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli kimyevi gübre ve buğday konusunda önemli açıklamalar yaptı. Pakdemirli’nin açıklamasına göre, Tarım Kredi Kooperatifleri kimyevi gübrede yüzde 15’e varan oranlarda indirim yapacak. Buğday ve arpada ise uzun yıllardır artırılmayan prim desteği ise yüzde 100 artışla 5 kuruştan 10 kuruşa çıkarılacak.

Gübredeki indirim, buğday ve arpadaki prim artışı çiftçinin derdine deva olur mu? Bu kararlarla üretim artar mı?

Bu sorulara net yanıt verebilmek için öncelikle Bekir Pakdemirli tam olarak ne söylediğine bakmak gerekir. Pakdemirli’nin açıklaması aynen şöyle:

“Türkiye’nin en büyük çiftçi ailesi tarım kredi kooperatiflerimiz, en önemli tarımsal girdilerden birisi olan kimyevi gübre fiyatlarında, gübre cinslerine göre değişmekle beraber yüzde 15’lere varan indirim sağlayacak. Örneğin DAP gübresinin tonu 3 bin 250 liradan 2 bin 900 liraya düşmüştür. Yapılan indirimin piyasaya yansımasıyla beraber tüm sektörün de benzer hassasiyeti göstermesini bekliyoruz. Bunun yanı sıra gübre fiyatlarında aşırı fiyat artışı yapan firmaları da takibe aldık.

Bu kararın yanı sıra uzun yıllardır artmayan buğday ve arpa desteğini artıracağız. Beş kuruş olan prim desteğini yüzde yüz artırarak önümüzdeki yıl 10 kuruş olarak ödeyeceğiz.
Çiftçimizin hiçbir şekilde mağdur edilmesine izin vermeyeceğiz. Arpa ve buğday ürünleri üreticisinin alın teri ürünlerini dünya fiyatlar üzerinden alacağız. Bu konuda çiftçilerimizin endişesi olmasın.”

Bu açıklamanın açıklamaya ihtiyacı var. Öncelikle gübre konusundaki gelişmelere bakalım.

Gübreye önce yüzde 117 zam sonra yüzde 15 indirim

Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2017 yılında DAP gübresinin ortalama fiyatı ton başına 1493 liraydı. Bakan Pakdemirli’nin açıklamasından da anlaşılacağı üzere şu anda piyasadaki fiyatı 3 bin 250 lira. Yani 9 aylık dönemde fiyat yüzde 117 arttı. Bu artışın çok önemli bölümü son dönemdeki döviz artışıyla geldi. Yani gübreye önce yüzde 117 zam geldi, şimdi yüzde 15’e varan oranda indirim yapılacak. Bu indirim “önce eşeği kaybettirip sonra buldurdular” deyimine bile uymuyor. Çünkü kaybettirilen eşekle bulunan eşek arasında dağlar kadar fark var.

Bakan Pakdemirli’nin “müjde” verir gibi yüzde 15’e varan oranda indirim yaptıklarını açıklaması, çiftçiyi tatmin edecek, üretime geri döndürecek bir oran değil. Yani çiftçi yapılacak yüzde 15’e varan orandaki indirime rağmen DAP gübresini Tarım Kredi Kooperatifleri’nden geçen yıla göre yüzde 100 zamlı alacak. Bu nedenle kimse çiftçinin koşa koşa gübre almasını beklemesin. Merak etmeyin, gübre bayileri önünde kuyruklar oluşmayacak.

İndirim oranı net değil

Pakdemirli’nin açıklamasında indirim oranı da çok net değil. Birçok mağaza müşteri çekmek için büyük puntolarla yüzde 40, yüzde 50 indirim diye yazar. Yazıya yakından baktığınızda sayıdan sonra küçücük harflerle “varan oranlarda” diye yazar. Uzaktan bakarsanız yüzde 40, yüzde 50 indirim yapılıyor zannedersiniz. Biraz dikkatli ve yakından bakınca indirimin yüzde 40 veya 50 değil, 40’a varan, 50’ye varan oranda olduğunu görürsünüz. Bakan Pakdemirli’nin açıklaması da sanki tüm kimyevi gübrelerde yüzde 15 indirim yapılmış gibi algılanıyor. Açıklamada yüzde 15’e varan oranlarda diyor. Bütün kimyevi gübrelerde yüzde 15 indirim olmayacak.

Gübre fabrikaları takipte tehdidi

Tarım Kredi Kooperatiflerinin uygulayacağı yüzde 15’e varan oranlardaki indirimi özel sektör gübre fabrikaları uygulayacak mı? Bu henüz belli değil. Ancak bizim konuştuğumuz yöneticiler gübre zamlarının tamamen ithalata bağlı çalışan gübre fabrikalarının dövizdeki artış nedeniyle hammadde fiyatının artışından kaynaklandığını, kendilerinin de zarar ettiğini ifade ediyor.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli açıklamasında, gübre firmalarına aba altından sopa gösterdi. Öyle ki; “Tüm sektörün aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz. Bunun yanı sıra gübre fiyatlarında aşırı artış yapan firmaları da takibe aldık” dedi.

Türkiye hammadde bakımından gübrede yüzde 90’nın üzerinde dışa bağımlı. Yani ithalat bağımlılığı var. Bu nedenle dövizdeki artışa bağlı olarak fiyat artışları kontrol edilemiyor.

Çiftçi: “Yüzde 50 indirim olsa gübre alamayız” diyor

Bakan Pakdemirli’nin açıklamalarından sonra konuştuğumuz birçok çiftçi, şu anda yüzde 15 değil yüzde 50 indirim bile olsa bu sene gübre alamayacaklarını söylüyor. Bu nedenle yüzde 15’e varan ama tam olarak ne kadar olduğu belli olmayan bu indirim çiftçiye bir yarar sağlamaz. Bakanlık gerçekten gübrede indirim yapmak ve çiftçinin üretime devam etmesini istiyorsa en azından mazotta olduğu gibi “gübrenin yarısı bizden” diyerek dekara 4 lira ile sabitlenen gübre desteğini artırmalı.

Buğday ve arpa priminin artması doğru karar

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin buğday ve arpa primi konusunda yaptığı yüzde 100 oranında artış kararı ise doğru, ama çok gecikmiş bir karar. Buğdaya kilo başına verilen 5 kuruşluk prim desteği 2009 yılından bu yana değişmedi. Arpada ise 2009’dan 2012 yılına kadar 4 kuruş olan destek 2013’ten bu yana 5 kuruş olarak uygulanıyor.

Bakan Pakdemirli’nin gelecek yıl yüzde 100 artıracağız dediği destekleme primi 2019 ürünü için geçerli olacak. Yani gelecek yıl buğday ve arpada prim desteği 10 kuruş olarak açıklanacak. Fakat bunun ödemesi 2020 yılında olacak. Desteğin artırılması doğru karar. Çiftçi buğday ekmeden önce bu kararın açıklanması da doğru. Fakat, çiftçi gübre alamazsa buğday ve arpa verimi düşecek. Bu desteğin de çok anlamı kalmayacak. Bu nedenle çiftçinin üretim yapacak koşulların sağlanması gerekiyor.

Özetle, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin açıkladığı gübrede indirim, buğday ve arpada prim desteğinin artırılması bugünkü şartlarda çiftçiyi rahatlatacak, nefes aldıracak, üretime teşvik edecek bir adım değil. Gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer birçok girdi fiyatlarındaki artış çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor. Üretim için çok daha büyük adımlara ihtiyaç var.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım