Bakan’dan kırmızı et açıklaması: İhtiyacımız yok

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, konuk olduğu bir televizyon kanalında, Türkiye’nin kırmızı et üretimi ve ithalatına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Piyasaları dengeleme ve sosyal sorumluluk açısından 81 ilde teşkilatı olan 3 market zincirinde kuşbaşı ve kıymayı belli fiyatlardan sattıklarını dile getiren Pakdemirli, kuşbaşı eti 31, kıymayı da 29 liraya sattıklarını belirtti.

Bakanlık olarak iki görevleri olduğunu, birinin tüketiciyi korumak diğerinin de üreticiyi kollamak olduğunu dile getiren Pakdemirli, Türkiye’de farklı fiyatlarda her türlü ete karşı talep olduğunu söyledi. Bakan Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Sosyal sorumluluk anlamında verilen ucuz etler ortalama aylık 5-6 bin ton ama Türkiye’de 100 bin tonun üzerinde et tüketimi var. Bu et tüketimini bize şunu gösteriyor. Her çeşit, her kalite ve fiyattaki kırmızı ete vatandaşımız rağbet ediyor ve bunu satın almaya devam ediyor. Bu konuda bir miktar ithalat yapıyoruz, yapmak durumundayız. Küçükbaş ve büyükbaş hayvan varlığımız artırmışız. Küçükbaş 30 milyondan 45 milyona gelmiş. Büyükbaş hayvan varlığımız 9 milyondan 16 milyona gelmiş. Aslında üretimde yüzde 60 artışımız var. Bunu unutmamamız gerekiyor. Türkiye’nin bu konuda büyük bir başarısı var. Peki bu başarıya neden ithal ediyoruz. Çok basit bir sebebi var. Türkiye 2002 yılında kişi başı 6 kilogram et tüketiyordu şimdi 15 kilo et yemeye başlamış. Türkiye’nin refahı artmıştır.  2002’de bu milletin yiyecek eti yokmuş bugün 15 kilo yiyor. Her şey kırmızı etten yana.”

Pakdemirli, Türkiye’nin protein üretimi bakımından bir eksiği bulunmadığını aktardı.

“ŞİMDİLİK BİR İTHALATA İHTİYACIMIZ YOK”

Beyaz etin fazla ihracatının bulunduğunu, bunun da 400 milyon dolar olduğunu dile getiren Pakdemirli, balık etinde 2023 hedeflerine ulaştıklarını, bunun da 1 milyar dolar olduğunu bildirdi.

Vatandaşın tercihine saygı duyduklarını vurgulayan Pakdemirli, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Vatandaşın tercihine bir şey diyemeyiz ama biraz daha tavuk ve balık eti yesek aslında Türkiye et olarak kendi kendine yeter ama tercih bu tarafta. Biz de Bakanlık olarak bunu kendimize ödev edindik. Biz bu işin ithalatını bitireceğiz. Yerli üreticimizi destekleyeceğiz. Biz kesim fiyatından tutun her zaman yerli üreticimizin yayındayız. İthal zaman zaman yapmak zorunda kalabilir miyiz? Ben önümüzdeki 4-5 ay ette ithallik bir durum görmüyorum. Önümüzdeki 4-5 ay boyunca Türkiye’nin stokları bol bol yeterli. Türkiye’nin 4-5 ay boyunca ithal etle ilgili bir problemi yok gibi gözüküyor. Bunu tekrar yılbaşından sonra değerlendiririz. Bir ihtiyaç olursa ithalat yapılır. Şimdilik bir ithalata ihtilacımız yok. Vatandaşımızın tercihi kırmızı etten yana o yüzden biz de bununla ilgili gerekli çalışmaları kısa vadeli olsun, orta vadeli olsun, uzun vadeli olsun hazırlıkları yaptık yapıyoruz.”

“2021’den sonra özellikle kasaplık et ithalatı tamamen sıfır olacak.” diyen Pakdemirli, şu anda da ithalat bulunmadığına işaret etti. Pakdemirli, bazı tüccarların besilik dana getirdiğini, bunun gelmesinde de fayda olduğunu kaydederek “Ama onun dışında kasaplık canlı hayvan ithalatımız 2021’den sonra inşallah bir daha olmayacak.” diye konuştu.

KAYNAK: AA

İthal 300 bin hayvan ve 20 bin ton et elde kaldı, ihracat için pazar aranıyor

Türkiye et fiyatlarını düşürmek için 9 yıldır canlı hayvan ve karkas et ithal ediyor. Plansız ithalat yüzünden stoklar doldu taştı.

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) depolarında biriken 20 bin ton karkas et ve kesilmek üzere bekleyen 300 bin baş canlı hayvanı ihraç etmek için pazar aradığı iddia edildi.

İran, Irak, Suriye ve Katar pazarı için yapılan araştırmalardan olumlu sonuç çıkarsa ihracat başlayacak.

ESK SOĞUK HAVA DEPOLARI DOLDU TAŞTI

Tarım Dünyası’nda yer alan habere göre ESK soğuk hava depolarında yaklaşık 20 bin ton kırmızı et stoku oluştu.

Etin şoklanması ile ilgili sorun yaşamaya başlayan kurum, ihracat için pazar arayışına girdi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin bir süre önce et fiyatının yüksekliğinden şikâyet ederek, “Et yemeyin, hindi, tavuk, balık yiyin.” açıklamasından sonra ihracatın gündeme gelmesi şaşkınlıkla karşılandı.

HAYVAN KESTİRMEK İSTEYENE ŞUBAT 2019’A RANDEVU

Depoların dolu olması sebebiyle ESK’da hayvan kestirmek isteyen üreticilere en erken 2019 yılı şubat ayına gün veriliyor.

Besi süresini tamamladığı için kesilmek üzere ESK’ya üreticiler tarafından başvurusu yapılmış 300 bin büyükbaş hayvan var. Depolama konusunda sorun yaşayan ESK bu hayvanları kesmek yerine ihraç etmek istiyor.

YETKİLİLER ORTADOĞU’DA PAZAR ARIYOR

ESK ile Hayvancılık Genel Müdürlüğü yetkilileri ihracat için İran, Irak, Suriye ve diğer komşu ülkelere yönelik çalışma yapıyor. Ayrıca Katar’a ihracat için de çalışmalar sürdürülüyor.

Bu ülkelerden olumlu sonuç alınması halinde et ve sığır ihracatı hemen başlayacak. İlk etapta depolardaki karkas et ve kesim için sıra bekleyen canlı hayvanlar ihraç edilecek.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım

Atamızı Saygı ve Özlemle Anıyoruz

TÜRKİYE İTHAL HAYVANA DAYALI BESİCİLİK MODELİNDEN VAZGEÇMELİ

Türkiye ithal hayvana dayalı besicilik modelinden vazgeçmeli Kahramanmaraş’ta, DÜNYA gazetesi, Doru Çiftliği ve Kahramanmaraş Sanayici ve İşadamları Derneği’nin işbirliğiyle ‘Tarım ve Hayvancılıkta Yeni Fırsatlar’ konulu panel düzenlendi. DÜNYA gazetesi yazarları Dr. Rüştü Bozkurt ile Ali Ekber Yıldırım’ın da katıldığı panelde, sektörde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri tartışıldı. Panelde, Türkiye’nin tarımsal üretimin yanı sıra sanayi üretimini de orta ileri teknolojiye yöneltmesi, ithalata dayalı besicilik modelinden vazgeçmesi gerektiği vurgulandı.

‘Türkiye, tarımsal üretimde orta ve ileri teknolojiye yönelmeli’

Tarım ve hayvancılıkta yeni fırsatlar Kahramanmaraş’ta düzenlenen panelde masaya yatırıldı. Panelde, Türkiye’nin tarımsal üretimin yanı sıra sanayi üretimini de orta ileri teknolojiye yöneltmesi, ithalata dayalı besicilik modelinden vazgeçmesi gerektiği vurgulandı.

Kahramanmaraş’ta, DÜNYA gazetesi, Doru Çiftliği ve Kahramanmaraş Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (KASIAD) işbirliğiyle Tarım ve Hayvancılıkta Yeni Fırsatlar’ konulu panel düzenlendi. Ramada Otelde gerçekleştirilen ve DÜNYA gazetesi yazarları Dr. Rüştü Bozkurt ile Ali Ekber Yıldırım’ın da katıldığı panelde, sektörde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri tartışıldı. Panelin açılış konuşmasını yapan KASIAD Yönetim Kurulu Başkam Ali Arpasatan, sonbahar mevsiminin iş dünyasının üzerine konkordato mevsimi gibi çöktüğünü belirterek, “Dolu dizgin yükselen enflasyon, ekonominin köklü yapısal sorununun hem bir parçası hem de bir sonucudur. Yüksek cari açıktan, aşırı borçlanmaya, eğitim sisteminden, adalet sistemine kadar birçok alanda izlenen yanlış politikaların ürünüdür. Bu nedenle enflasyon günahım üstüne yıkacak suçlular aramayı ve sorunun gerçek kaynaklarını inkar etmeyi bırakmak gerekir” dedi.

‘Ülke olarak borç. tüketim ve inşaatla büyüdük’’

Türkiye’nin son dönemde borç ve tüketim ve inşaat odaklı büyüdüğüne dikkat çeken Arpasatan, “Bizim bu modeli tamamen değiştirerek ihracat, tasarruf ve üretim yapmamız gerekiyor. Yapmamız gereken tarımsal üretimin yanı sıra sanayi üretimini de orta ileri teknolojiye yöneltmektir. Faizliler yüksek seviyeyi koruyor. İmalat sanayini korumak ve geliştirmek istiyorsak, özel sektöre uygun maliyette taze kredi verilmeli. KOBÎ ‘lerin verimsizlik hastalığı ve teknoloji sorunu çözülmeli Küresel imalat sanayiden aldığımız payı artırmalıyız” önerilerinde bulundu. Arpasatan, Türkiye dünyada ikinci, Avrupa’nın ise en büyük sığır ithalatçısı olduğuna da işaret ederek, şu bilgileri verdi:  “2017’de 12 milyon 138 bin ton yem hammaddesi ithal edilmiş. Mera alanlan hızla daralmakta Akılı tarım, ancak biyolojik inovasyonla desteklenen tarımsal mekanizasyona geçilmesiyle mümkün. Ülkemiz gençlerinin tarıma ilgisini arttırmak, tarımsal üretim 5 G Türkiye’nin tarımını önümüzdeki 10 yılda altüst edecek bir olay. Bu teknoloji bugüne kadar insanlık tarihinde hiç yaşamadığı bir değişiklik yaratacak. Yeni teknolojiyle beraber ilk defa torağın altına, bileşenlerine bakacağız, sensörlerle toprağın içindeki minerallerin bitkinin gelişimini engelleyici özelikleri var mı diye bunu ve yatırımı öğrenmek zorundayız. Çiftçilerimize yeterince mazot, gübre ve tohum desteği sağlanmalı.

” Türkiye’de ithal hayvana dayalı besicilik modeli gelişti”

DÜNYA gazetesi yazarı Ali Ekber Yıldırım, ürün fiyatlarının düşük olması ve tarım politikalarının istikrarsız olmasının sektörün en önemli sorunları arasında yer aldığını söyledi Tarım, yatırım, istihdam ve üretimin ülke gündeminde çok az yer aldığına işaret eden Yıldırım, “Türkiye’de tarım alanları ve tarımın ekonomi içindeki payı giderek azalıyor. İhracat ve ithalatta başa baş bir noktada Tarımın en öneli sorunu girdilerin pahalı olması ve dışa bağımlılık” diye konuştu. Yıldırım, Türkiye’nin hep kırmızı et üzerinden hayvancılık politikası uygulamaya çalıştığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu: “Biz hayvan hastalıklarıyla yeterince mücadele edebilsek, ithalatın önemli bir bölümünü yapmamıza gerek kalmayacak. Türkiye’de tarım desteklerinin üçte biri hayvancılığa veriliyor. 2018’de 4 milyar liraydı, 2019′ da 5 milyara çıkacak. Fakat,’ verilen desteğin önemli bir bölümü ithalata gidiyor. Genç çiftçi için dağıtılan hayvanlar ithal. Bu sistemin mutlaka değiştirilmesi gerekiyor. Türkiye’de sadece ithal hayvana dayalı besicilik modeli gelişti Özellikle İç Anadolu Bölgesinde hayvan ithal ediliyor, besleniyor, kesiliyor tekrar ithal ediliyor. Bu durumun ülke hayvancılığın ileriye götürmesinin anlamı yok. Biz Ortadoğu’ nun et tedarikçisi iken, bugün ithalatçı bir konuma geldik. İthalatın çözüm olmadığının artık görülmesi gerekiyor

Kaynak: Dünya Gazetesi

Kahramanmaraş’tan hayvancılığa bakış…

Günlerdir, aylardır hayvancılık haberlerine yoğunlaştık. Yazıyoruz, yorum yapıyoruz. Pek çok haberi ilk kez vermenin mesleki hazzını gazetedeki dostlarla birlikte yaşıyoruz.

Yazdıklarımızın yankı bulması, okur katında değer bulması hazzı daha da artırıyor.

Hayvancılık yapmıyoruz. Moda deyimle elimiz taşın altında değil. Dışarıdan bir bakışla, çeyrek asrı bulan gazetecilik mesleğimizin gereğini yapıyoruz.

Eli taşın altında olanlar şu günlerde çok büyük sıkıntı ve üzüntü içinde. Ülke hayvancılığının sürüklendiği çöküşe tanık olmanın acısını, üzüntüsünü yaşıyorlar. Yanlışları dile getirirken, çözüm bulmak için adeta çırpınıyorlar.

Sözünü ettiğimiz duyarlı insanlardan, eli taşın altında olanlardan birisi de Eşref Şekerli. Eşref Bey, Kahramanmaraş’ta yaşıyor. Avrupa standartlarında 1800 baş kapasiteli hayvancılık işletmesi var. Süt, besi ve damızlık hayvan yetiştiriciliği yapıyor.

Uzun yıllardır bu işi yapıyor. Bölgede bilgisine başvurulan deneyimli bir girişimci. Sektöre katkıda bulunmak için yoğun çaba gösteriyor. Fikirlerini yaşama geçirmek için siyasete de atılmış. İktidar partisi AKP’ nin Kahramanmaraş’ta 4 yıl il başkan yardımcılığını yapmış. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği(MÜSİAD)’nin Gıda Sektör Kurulu Üyesi. Savunduğu görüş iktidarda. Fakat, pek çok kişi gibi o da uygulanan hayvancılık politikasından memnun değil.

Şu sıralar işletmesine ve kendisinden hayvan talep edenlere hayvan temin etmek için yurt içinde ve dışında adeta çırpınıyor. Hayvan bulmak zor. Bayramdan önce Litvanya’dan aradı. Biraz sinirli ve gergindi. Hayvancılık politikası, ithalat şartnamesi ile ilgili ağzına geleni söyledi.

Litvanya dönüşü izlenimlerini, bilgilerini paylaşmak üzere bir kez daha görüştük.

Tarım Bakanlığı’nın canlı hayvan ithalatı için ilk olarak ithalata izin verdiği Litvanya, Estonya, Letonya ve Macaristan’ı gezdiğini fakat eli boş döndüğünü söyledi. İşadamlarını bu ülkelere hayvan almaya gitmemeleri konusunda uyardı. Çünkü bu ülkelerde alınacak hayvan yok.

Litvanya’ nın küçük-büyükbaş toplam hayvan varlığı 350 bin baş. Estonya ve Letonya ile birlikte bu üç ülkede 700-750 bin baş hayvan varlığı var. Macaristan’ın hayvan varlığı ise, 500 bin baş civarında.

İtalyanlar bu ülkelerdeki işletmelere abone olmuş. Doğan erkek hayvanları topluyor.

Litvanya’da alınabilir az miktarda damızlık hayvanı var. Fakat, Et ve Balık Kurumu’nun hazırladığı şartname ile bu hayvanları almak mümkün değil. Melezleme yapılmış, hayvanlar saf ırk değil. Oradaki üretici birlikleri, Türkiye’nin uyguladığı şartnameyi ütopik buluyor. Bu şartname ile buradan hayvan almak olanaksız.

Macaristan’da hayvan var. Fakat, Türkiye’nin talebi ile fiyat iki üç kat artınca, Türkiye’den daha pahalıyla geliyor.

Özetle, Eşref Şekerli kendi işletmesinin ihtiyacı ve bölgesindeki girişimcilere hayvan temin etmek için yurtiçindeki çalışmaların yanı sıra ithalata açılan ülkeleri bir bir geziyor. Ankara’da masa başında hazırlanan ithalat şartnamesi ülkelerin hayvan varlığı ve şartlarıyla örtüşmüyor. Bu nedenle eli boş dönüyor. Avustralya,Uruguay,Yeni Zelanda gibi uzak ülkelerden hayvan getirmek için gemi bulunamadığından yakınıyor.

Et ve Balık Kurumu’nun açtığı tüm ihaleleri Ürdünlü Hijazi firmasının kazanmasını daha önce bizim de yazdığımız gibi bu firmanın deniz hakimiyetine bağlıyor.

Eşref Şekerli, Tarım Bakanlığı’nın hayvan varlığı ile ilgili verilerinin kesinlikle doğru olmadığını düşünüyor. Kesilen hayvanların, eceliyle ölen hayvanların, kurbanda kesilen hayvanların kayıtlardan düşürülmediğine dikkat çekiyor. Kulak küpesi ticareti yapıldığını, kulak küpesi ile haksız destek alanların, bu konuda yargılananların olduğunu iddia ediyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in “et fiyatını spekülatörler artırıyor” tezine kesinlikle inanmadığını, uygulanan politikaların yanlış olduğunu ısrarla vurguluyor.

Sıfır faizli kredinin zamanlamasına dikkat çekerek; “Bu kredi başlamadan damızlık hayvan fiyatı 4-5 bin liraydı. Bugün 6 bin lira. Daha önce hayvancılık yapmamış olanlar bu kredinin cazibesine kanarak yatırım yapıyor. İlk iflas edenler de bunlar olacak. Çünkü, hayvancılığı hiç bilmiyorlar. Asıl tehlike damızlık hayvan fiyatı yükselirken çiğ süt fiyatının düşmesi. Bu yönde bir gidiş var. Süt inekleri bir kez daha kesime giderse kimse hayvancılığı kurtaramaz.” diyor.

Çiftçinin zamanında desteklenmesi gerektiğini, karkas et fiyatının artık 17 liranın üzerine çıkmayacağını, acı ilacın içildiğini, akılcı politikalarla sektörün 6-7 ayda toparlanabileceğini, fakat yanlış politikada ısrar edilirse hayvancılığın yok olacağına inanıyor.

Sorunlarıyla, çözüm önerileriyle eli taşın altında olan girişimci Eşref Şekerli’nin anlattıkları hayvancılıkta yaşananları bütün gerçekliği ile ortaya döküyor. Başka söze gerek var mı?

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım

Kendirlioğlu; “Süt fiyatları arasındaki dengesizliğe müdahale edilmelidir”

Efeler Ziraat Odası Başkanı Mehmet Kendirlioğlu, “Sütün üretici elindeki fiyatı ile sanayicinin raf fiyatları arasındaki dengesizliğe müdahale edilmelidir” dedi.
Aydın’ın süt üretiminin önemli merkezlerinden birisi olduğuna işaret eden Mehmet Kendirlioğlu, “Hayvancılıkta reel politikalar yanı sıra oluşan fiili durum, hayvansal ürün fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Süt fiyatları ile temel girdi olan yem fiyatları arasında süt fiyatları aleyhine değişim göstermiş keza, et ve yem paritesi de buna paralellik göstererek genç yaşta erkek danaların yanında, damızlık vasıflı birçok düve ve ineğin kasaplığa sevki söz konusu olmuştur.
Üretimin devamlılığını sağlayan damızlık düve ve ineklerin kesilmesi ile büyük ve küçükbaş hayvan varlığında büyük düşüşler yaşanacaktır. Müdahale olmaz ise, 2010 yılında et ve sütte yaşadığımız durum kaçınılmaz olacaktır. Öyle ki, temel besin maddesi olan et fiyatları üreticinin elinden çıktıktan sonra tavan yapmış, vatandaşın alım gücünü aşmıştır. Et fiyatlarının kasap ve marketlerde aşırı yükselmesi müdahalelere neden olmuş ve dışarıdan canlı hayvan ithalatına gidilmiştir. Özellikle kurban bayramı arifesi ithal olunan hayvanlara ise dini inançlar nedeniyle çok fazla tevessül edilmemiştir” diye konuştu.

Süt fiyatlarında üreticiyle tüketici arasında ciddi farklar bulunduğuna işaret eden Kendirlioğlu, “Türkiye’nin et üretimi, süt fiyatlarındaki istikrara bağlı olarak gelişmiş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin gelişmesinde de en önemli unsuru yine, süt fiyatlarının yeterliliği ve istikrarı oluşturmuştur. Sütün üretici elindeki fiyatı ile sanayicinin raf fiyatları arasındaki dengesizliğe müdahale edilmelidir. Serbest piyasa ekonomisinin acımasız kuralları devlet otoritesinden korkmalı, et ve sütte belirli bir marj belirlemeli ve bu marjın dışına çıkılırsa müdahale edilmelidir. Müdahale hem yetiştiricinin, hem tüketicinin ve hem de sanayicinin yararına olacaktır. Optimum Fayda dediğimiz noktada ise üreticinin, tüketicinin ve sanayicinin çıkarlarının korunması yanında ülke hayvancılığı da istikrarlı bir seyir izleyecektir” ifadelerini kullandı.

Kaynak: İHA

Bindiğiniz dalı kesmeyin

Geçen hafta sütçülük sektörünün genel durumu ve paydaşların katılımı ile oluşturulan Ulusal Süt Konseyi hakkında kısa bilgiler verilmişti. Bugün öncelikle, konu ile ilgili bazı saptamalar dikkatinize sunulacaktır.

“Deyim yerindeyse çiğ sütte tam bir köle düzeni yaşanıyor. Ulusal Süt Konseyi altı ayda bir toplanıp referans fiyatı açıklıyor. Çiğ sütün çok büyük bir kısmı bu fiyatın altında satılıyor. Süt ürünlerinin fiyatı arttı. Fakat köylüden alınan çiğ sütün fiyatı aynı kaldı. Sanayici büyüyor. Mandıralar büyüyor. Çiğ süt üreten çiftçiler, sattığı sütle yeterli yem alamadığı için hayvancılığı terk ediyor. Devlet süt tozuna destek sağlıyor ama bu desteği sanayiciye veriyor.” (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 6 Temmuz 2015 )

“1 Temmuz 2014’te belirlenen fiyat 30 Eylüle kadar sabit kalacak. Ulusal Süt Konseyi çiğ sütün litre fiyatının 3 ay daha 1 lira 15 kuruş olmasına karar verdi. Çiğ süt üreticileri yem başta olmak üzere birçok girdinin fiyatının arttığını, çiğ süt fiyatının sabit kalmasının büyük zarara yol açacağını…” iddia ediyor. (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 31 Temmuz 2015 )

“Ulusal Süt Konseyi 30 aydan beri sabit tuttuğu çiğ süt fiyatını 6 kuruş artırdı.” (Ali Ekber Yıldırım, Dünya, 26 Aralık 2016)

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Üretici fiyatlarının düşük olması sanayiye süt aktarımını olumsuz etkiliyor. Şu an 114 kuruş olan ortalama süt fiyatı bazı yerlerde 93 kuruşa kadar iniyor. Yem fiyatları 108 kuruş, Üretici 1 kilo süt satarak 1.5 kilo yem alabilmelidir. Bu hesaba göre çiğ süt fiyatı 162 kuruş olmalıdır” demiştir. (Ticaret, 16 Eylül 2017 )

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Süt fiyatları Ulusal Süt Konseyi tarafından 5-6 aylık dönemlerde belirleniyor. Şubat – Haziran dönemi için brüt 153 kuruş olarak uygulandı. Üreticinin eline bu dönemde 139 kuruş geçti. Üretici fiyatları sabitken yem fiyatlarında önemli artışlar oldu. Yem artışına bağlı gelir kaybı nasıl telafi edilecek?” dedi. “Bir litre çiğ süt satan çiftçinin karşılığında 1.5 kilogram yem alabilmesi için en düşük süt fiyatının 206 kuruş olması gerekir” dedi. (Ticaret ,19 Temmuz 2018)

“Ulusal Süt Konseyi (USK) daha önce 1.44 lira olarak ödenen çiğ süt fiyatını 1 Ağustos – 31 Aralık 2018 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 1.70 lira olarak belirledi. Kooperatif ve birliklere bu bedelin üzerine süt firmaları tarafından toplama ve soğutma bedeli ödenecektir. (Erdem Ak, Çiğ sütün referans fiyatı belli oldu, Hasat Türk)

Tire Süt Kooperatifi ve İzmir Tarım Grubu Başkanı Mahmut Eskiyörük, “Üreticinin bir litre süt ile 1.3 kilogram süt yemi alması gerekirken, süt fiyatındaki artış henüz uygulanmadan yeme gelen zamlarla süt ve yem aynı seviyeye geldi. 1.7 liraya satılan sütten çiftçinin cebine ancak 1.6 lira geçecek yemin kilogramı da 1.6 lira oldu. Seyirci kalınırsa üretici bitecek, tüketici büyük zarar görecek” dedi. (Ticaret, 10 Ağustos 2018).

Reklamdan sonra devam ediyor 

Yukarıda dile getirilen yakınmalardan işletme giderleri artan süt üreticilerinin, çiğ süt fiyatının düşük olması nedeniyle zarar edecekleri açıkça anlaşılmaktadır. Bu zarara uzun süre dayanmaları mümkün olmayan süt üreticileri ellerindeki değerli damızlık hayvanları kesimhaneye göndermek durumunda kalacaklardır. Daha önce yaşanmış olan bu sıkıntılı durumun tekrarlanmaması gerekir. Döviz olarak büyük paralar ödenmek suretiyle oluşturulan damızlık sürülerin korunması şarttır.

Sütün sağlığa uygun bir ortamda üretilmesi, sağıldıktan hemen sonra + 4 santigrat dereceye kadar soğutulması ve işlenecek tesise kadar soğutma düzeneği olan araçlarla taşınması gerekir.

Pastörize süt Türkiye’de ilk önce Atatürk sağ iken, Atatürk Orman Çiftliğinde üretilmiştir. 1963 yılında kurulan Süt Endüstrisi Kurumu 1968 yılında İstanbul, İzmir, Adana ve Kars’ta açmış olduğu fabrikalarla modern süt endüstrisinin temelini atmıştır. Daha sonra özel girişimciler tarafından açılan süt fabrikaları sektörün gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bu girişimler devam etmektedir. Bazı örnekleri aşağıdadır.

“Türkiye’nin süt üretim şampiyonu olan İzmir’de süt yatırımları devam ediyor. A firmasının 280 milyon liraya kurduğu ve 850 kişiye iş imkânı sağladığı tesisin ardından, yine Tire’de B’ firması da 80 milyon liraya yeni tesis kurmaktadır. Bu tesis günde 300 ton süt işleyecek olup Şubat ayında hizmete girecektir” (Sedat Alp, Dünya Gazetesi 2 Ocak 2017, ).

Milyonlarca lira harcanarak kurulan bu tesisler katma değer ve istihdam yarattıkları için çok değerlidir. Ancak bu tesislerin verimli çalışabilmesi yeterli ve kaliteli hammadde temin edilmesiyle mümkün olur. Süt üreticileri zarar ederek işletmelerini kapatırsa bir süre süt fabrikaları da hurda yığınına dönüşür.

Tüketiciler, süt ürünleri fiyatlarının yüksekliğinden yakınmaktadır. Sağlık yönünden çok faydalı olan süt ürünlerinin, pahalı olması nedeniyle yeterli miktarda tüketilmediği de bilinmektedir. Süt üretiminin gerilemesi çok ciddi bir beslenme ve sağlık sorunları yaratır.

Pazarlama zincirinin bir ucunda üretici, diğer ucunda tüketici yer almaktadır. Sütü toplayan, işleyen, satış ve dağıtımını yapanlar zincirin diğer halkalarını oluşturmaktadır. Fiyat artışları karşısında iyice bunalan tüketicilerin ödeyebildiği tutarın; süt hayvancılığı yapan üreticilerle diğer paydaşlar arasında hakça paylaşılması gerekmektedir. Ana hammaddeyi oluşturan sütün üretimini tehlikeye sokacak fiyat düzeyi sektördeki bütün paydaşların zarar görmesine yol açacaktır.

Daha önce bir kamu kurumu olan Süt Endüstrisi Kurumu tarafından yönlendirilen süt piyasası, günümüzde az sayıda firmanın egemenliği altındadır. Nasrettin Hoca misali, kimse bindiği dalı kesmesin.

Kaynak: Prof. Dr. Cengiz ÇAKIR

Üreticiler Et İthalatına, Zamlara Ve Fırsatçılara Tepkili

Aksaray’da üreticiler, et ithalatı, tarım ve hayvancılık girdilerine son aylarda gelen zamlarla sıkıntı yaşadıklarını belirterek, Tarım Platformu ile birlikte meydanda toplanıp yetkililerden yardım istedi.
15 Temmuz Milli İrade Meydanı’nda toplanan üreticiler, ülke ve millet için her şeye rağmen inadına üretim yaptıklarını belirterek, ithalat ve aradaki fırsatçıların kaldırılmasını istedi. Burada bir açıklama yapan Ticaret Borsası Başkanı Hamit Özkök, “Son günlerde yaşadığımız malum süreçten dolayı şu an itibariyle hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren üretici, çiftçi kardeşlerimiz yem maliyetinin artmasıyla, mazot, gübre fiyatlarının yükselmesiyle Türkiye’deki konjonktürden dolayı ham madde girdilerinin de yükselmesiyle hayvancılığın yapılamaz haline geldiğini, acı çektiğimizi söylemek üzere burada toplandık. Üretici, çiftçi kardeşlerimiz buraya geldiler ve ‘Devletimizin dirliği, milletimizin birliği bizim için çok önemli. Devletimizin yanında, milletimizin birlik şuuruyla hareket ederek, inadına üretip, inadına hayvancılık’ diyerek bu işi yapmaya kararlılar. Fakat yaşamış olduğumuz ithalat baskısıyla şu an itibariyle çok zor durumda hayvancılık ve tarım yapmaktayız. İnşallah yetkililerimizin sesimizi duymasını, acilen dışarıdan gelen canlı hayvan ithalatına, et ithalatına son diyoruz. Canımız yandı. İthalata hayır. Biz kendi kendimize yeteriz. Bakanım, yetkililer, iç üretimimizde Türkiye’yi besleriz diyoruz” dedi.

“Bir ay içinde 900 hayvan kesime gitti”
Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bekir Kayan ise “Buradaki üreticilerimizin hepsi devletimizin yanında. Devletimiz neredeyse biz oradayız. Buradaki amacımız üreticilerimizin çektiği sıkıntıları devlet büyüklerimize duyurabilmek ve sıkıntıları giderebilmek için elimizden geleni yapmamızdır. Buradaki amaç, süt üreticilerimizin gerçekten çok mağdur olduğu, süt ineklerinin yavaş yavaş kesime gittiği bir gerçek. Aksaray’da 1 ay içinde 900 tane anaç sığırımız kesilmiştir. Bu hızlı bir şekilde devam etmektedir. Bunun sebebi ise yem fiyatları gibi girdilerin artması. Burada bizim devletimizden istediğimiz şey, devletimizin fırsatçılara meydan vermemesi, fırsatçıların önünü kesmesi. Burada biz üretmek için varız, sonuna kadar da üretmek için varız. Her zaman da bu insanlar devletimiz, milletimiz, ülkemiz için üretmeye her şeye var ve hazırdır” şekline konuştu.

“Sektördeki stokçular hainlik yapıyorlar”
Ziraat Odası Başkanı Emin Koçak da stokçuların stoklama yapıp hainlik yaptıklarını belirterek, “Bizim ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde tek sorunumuz aracılar. Üretici ile tüketicinin arasında sıkıntı yok. Üretici üretiyor, tüketici tüketiyor. Ama stokçular üreticiye de zarar veriyor, tüketiciye de zarar veriyor. Son günlerde televizyonlarda görüyoruz. Domates tarlada, serada 3 lira. Marketlere geliyor 10 lira. Biz mazot yakıp, gübre kullanıp, zirai ilaç kullanıp da üretim yapıyoruz. Ama arada ciddi şekilde makas var. Bu ülkede hainlik yapan özellikle bu stokçulara bir an önce el atılmalı. Üreticinin para kazanmadığını da hepimiz biliyoruz. Bizler ne olursa olsun ülkemiz için inadına üreteceğiz. Tarlalarımızı da imkanlar el verdiği müddetçe boş bırakmayacağız. Ama son günlerde girdilerin yükselmesinden dolayı üreticilerimizde ciddi şekilde sıkıntı var. Biz üreticiler, çiftçiler nasıl 15 Temmuz’da bu meydanlarda bir ay nöbet tuttuysak, ülkemizin birliği ve dirliği için her zaman varız, var olmaya da devam edeceğiz” diye konuştu.
Yapılan açıklamaya Tarım Platformu adı altında Aksaray Ticaret Borsası, Ziraat Odası, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Kırmızı Et Üreticileri Birliği, Kasaplar Odası, Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, üreticiler ve çiftçiler katıldı.

Kaynak: İHA

İthal edilmeyecek içeride üretilecek

Tarım ve Orman Bakanlığı, ikinci 100 günlük eylem programı için çalışmalarını sürdürüyor. Bakan Bekir Pakdemirli, sektör temsilcileri ile sık sık bir araya gelerek, çantasında yer alacak konuları belirlemeye başladı.
Programda halkın ve üreticinin beklenti ve talepleri yer alacak. Bu kapsamda karşılaşılan her türlü sıkıntıyı giderecek hamleler hayata geçirilecek.

HASTA HAYVAN GELMEYECEK
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenirliği konusunda denetimlerini artıracak. Et ve Süt Kurumu tarafından yurtdışından getirilecek hayvanların kontrollerinde sıfır tolerans olacak. Hayvanlar, gemiye binmeden veteriner tarafından sıkı denetimden geçirilecek. Vatandaşın, hayvansal ürünlerden uzaklaşması önlenecek.

DESTEKLERLE NEFES VERİLECEK
Özellikle artan döviz sebebiyle zor günler yaşadıklarını her defasında dile getiren üreticilerin, yeni dönemde rahatlaması hedefleniyor. Bakanlık, gübre ve mazot desteğinin ardından hangi sektörde sıkıntı varsa, onu giderecek önemli hamleler yapacak. Üreticiler, uluslararası piyasada rekabet edebilecek konuma getirilecek.

ÇİFTÇİ KAZANCINI ÖNCEDEN BİLECEK
Üreticilerin mahsulleri elinde kalmayacak. Önceden açıklanacak desteklemeler ve alım fiyatlarıyla üreticiler, ne ekeceğini, ne zaman ekeceğini ve sonrasında ne kadar kazanacağını bilecek. İlk adım Toprak Mahsulleri Ofisinden gelmişti. TMO, ürünler ekilmeden önce alım fiyatlarını açıklayarak, çiftçileri rahatlatmıştı.

941 HAVZADA TARIM HAMLESİ
Bakanlık, ithal kalemlerde üretimin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmalarla daha hızlı mesafe almayı hedefliyor. Havza Bazlı Destekleme Modeli ile; 941 bölgede iklim, toprak, topografya ve ekim nöbeti dikkate alınarak, hangi ürünün, hangi havzada, ne kadar üretileceği belirlenecek, tarımsal hasıla artırılacak.

STOKÇULARA İZİN VERİLMEYECEK
Bakanlık, son haftalarda tartışma konusu olan ve cepleri yakan gıda fiyatlarını da izleyecek. Üretici, perakendeci sıkı denetime alınacak, stokçuluğa izin verilmeyecek. Bakanlığın belirleyeceği fiyat skalası sonucunda, etiketlerde dönemsel farklılık yaşanmayacak. Bunun için gerekirse üreticiye destek artacak.

ÜNİVERSİTELER DEVREYE GİRECEK
Tarımın gelişmesi için üniversitelere büyük rol düşecek. Bakanlığın, öğretim görevlileri ile görüşmesinin ardından Ziraat Bankası ve Ankara Üniversitesi arasında imzalar atılarak Genç Çiftçi Akademisi kurulmuştu. Bakanlık, birçok bölgede de üniversitelerle iş birliklerine giderek, yerel tarımın gelişmesini sağlayacak.

GÜBRE İNDİRİMİYLE TARLALAR YEŞERECEK
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin, kimyevi gübrede yüzde 15’lere varan indirim sağlanacağını ve buğday ile arpada prim desteğinin artırılacağını açıklaması Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki çiftçileri de sevindirdi. Akaryakıt giderlerinin yarısının devlet tarafından karşılanmasıyla da rahat bir nefes alan çiftçiler; artık üretime daha fazla yönlenecek, ürününe yeterli gübre verebilecek, böylece verim de artacak.

Kaynak: İHA

Ziraat’ten genç çiftçiye büyük destek

Ziraat Bankası, gençlerin tarıma ilgisini artırmak için, “Genç Çiftçi Akademisi” kurdu. 30 yaşından gün almamış gençlere; tarımsal üretim ve yatırım yapmayı öğretmeyi hedefleyen banka, üniversite-kamu işbirliğine dayalı 8 haftalık bir eğitim programı düzenleyecek. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliğiyle hazırlanan Genç Çiftçi Akademisi, gençlere tarım alanında yeni istihdam ve iş alanları açmayı, gençlere tarımda bilerek yatırım ve üretim yapmayı öğretmeyi, halen tarımsal üretim yapan gençlerin teknik ve finansal bilgi düzeyini arttırmayı, eğitimli ve bilinçli genç çiftçiler yetiştirmeyi, tarımın geleceğinde söz sahibi olacak gençleri bugünden kazanmayı amaçlıyor.

KADINLARA ÖNCELİK VERİLECEK
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Türkiye’de yaşayan, 18 yaşını tamamlamış, 30 yaşından gün almamış olan gençlerin faydalanabileceği programda, kadın çiftçi ve çiftçi adaylarına, tarımla ilgili teknik lise veya üniversite mezunlarına, ailesine ya da kendisine ait tarım işletmesinde çalışanlara öncelik verilecek. 5 hafta teknik eğitim alacak gençler, 3 haftalık staj döneminin ardından düzenlenecek sözlü ve yazılı sınavda başarılı olurlarsa sertifika almaya hak kazanacaklar. Tanıtım töreninde konuşan Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, tarımı işin tepesine yerleştirmek gerektiğini belirterek, “Şimdi tarım dönemi bunu başaracağız. Matematiği olmayan işleri bir kenara koyacağız. Geçmişte elma ağacına kredi verdik, soğuk hava deposuna vermedik. Pamuğa verdik, çırçıra, atölyeye, boyaya vermedik. Bu eğitimler bizim bunları fark etmemiz için de önemli. 2019’da tarım alanına daha çok teşvikler yapacağız” dedi.

İŞBİRLİĞİ YAPMAYA HAZIRIZ
Törende konuşan Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş, “Modern tarımı ön planda tutmalıyız. Bu eğitimle üretime yönelik önemli bir adım atılıyor. Bilimsel bilgimizi sektörle paylaşmak için hazırız” dedi.