Bakan Pakdemirli’den çiftçiye iki müjde

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğinin (Tarım Kredi) en önemli tarımsal girdilerden kimyevi gübrede yüzde 15’lere varan indirim sağlayacağını bildirdi.

Pakdemirli, Tarım ve Orman Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında, gübre fiyatlarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Tarımın en önemli girdisinin gübre olduğuna işaret eden Pakdemirli, “Çiftçi, tarlasına yeterli gübre atamazsa hasatta yeterli verimi alamaz. Son zamanlarda dünyadaki ekonomik dalgalanmalar, kur üzerinden ekonomimize yapılan finansal saldırılar malum. Çiftçimizin ekmeğine göz diken maksatlı kesimlerin bu durumu fırsata çevirme çabalarıyla kimyevi gübre fiyatında artış yaşandı.” dedi.

Pakdemirli, bu artışların bir kısmının maliyet artışına, diğer kısmının ise kasıtlı ve spekülatif sebeplere dayalı olduğuna dikkati çekerek, Tarım Kredi’nin üreticinin girdilerini kolaylaştıracağını, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) de üreticinin elde ettiği ürüne alım garantisi vereceğini söyledi.

Böylece, bakanlık ve çiftçinin, üretimin her aşamasında koordineli çalışacağını vurgulayan Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ‘Çiftçimize sahip çıkacağız, çiftçimizi asla ezdirmeyeceğiz.’ demişti. Bizler de bunu yapıyoruz. Bakanlık olarak Tarım Kredi ile yapılan çalışmalarla güzel bir haber vermek istiyoruz. Tarım Kredi, en önemli tarımsal girdilerden kimyevi gübrede cinslerine göre değişmekle beraber yüzde 15’lere varan indirim sağlayacak. Örneğin, DAP gübrenin tonu 3 bin 250 liradan 2 bin 900 liraya düştü. Yapılan indirimin piyasaya yansımasıyla tüm sektörün benzer hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”

Pakdemirli, gübre fiyatlarında aşırı artış yapan firmaları yakın takibe aldıklarını da bildirdi.

Uzun yıllardır artmayan buğday ve arpa prim desteklerini artıracaklarını ifade eden Pakdemirli, “Arpa ve buğdayda 5 kuruş olan prim desteğini yüzde 100 artırarak önümüzdeki yıl 10 kuruş olarak ödeyeceğiz. TMO üzerinden, çiftçimizin önümüzdeki hasat döneminde hiçbir şekilde mağdur edilmesine izin vermeyeceğiz.” diye konuştu.

“Dünya fiyatlarından alacağız”

Pakdemirli, arpa ve buğday üreticisinin alın teri ürünlerini dünya fiyatları üzerinden alacaklarına dikkati çekerek, “Bu konuda, çiftçimizin herhangi bir endişesi olmasın. TMO, piyasaların ihtiyacı olan arpa ve buğday arzına devam etmektedir, stokları yeterlidir ve takviye edilmektedir. TMO’nun buğday fiyatı uygulamasına ekmek fiyatlarını belirlerken uyum gösteren başta belediyelerimize, fırıncılarımıza ve market zincirlerine teşekkür ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı tarımsal ürünlerin fiyatlarındaki artışa yönelik soru üzerine Pakdemirli, “Marketleri ciddi takip ediyoruz. Fiyat hareketlerini, oluşumları takip ediyoruz. Bu takibi hem Ticaret Bakanlığı hem de arz güvenliği açısından biz yapıyoruz. Zaman zaman domates olsun diğer ürünler olsun tüm ürünlerde takibimiz devam ediyor ve edecek. Vatandaşlarımız müsterih olsun.” ifadesini kullandı.

Pakdemirli, stokçulara her türlü yaptırımı uygulamaya devam edeceklerinin altını çizerek, bunlarla ilgili bir ifşa faaliyetlerinin olmadığını ama gerekirse ifşa edebileceklerini dile getirdi.

“Çiftçiye 130 milyon lira kaynak”

Tarım Kredi Genel Müdürü Fahrettin Poyraz da Türkiye’de yıllık kimyasal gübre kullanımının yaklaşık 6 milyon ton civarında olduğunu belirterek, Tarım Kredi’nin bunun 2 milyon tonunu üreterek piyasaya arz ettiğini bildirdi.

Poyraz, gübre fiyatlarında yapılan asgari indirimin yüzde 11,5 olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bu söylediğim taban fiyat. Bunun içinde nakliyesine, mesafesine göre illerde biraz farklılık oluşabilir ama piyasa fiyatlarının ciddi anlamda altına düştüğümüzü söyleyelim. Maliyet olarak da bu indirimlerle yaklaşık 130 milyon lira çiftçimize doğrudan bir kaynak aktarmış olacağız.”

Kaynak: AA

Gübrede fiyat indirimi, buğdayda destek artışı üretimi artırır mı?

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli kimyevi gübre ve buğday konusunda önemli açıklamalar yaptı. Pakdemirli’nin açıklamasına göre, Tarım Kredi Kooperatifleri kimyevi gübrede yüzde 15’e varan oranlarda indirim yapacak. Buğday ve arpada ise uzun yıllardır artırılmayan prim desteği ise yüzde 100 artışla 5 kuruştan 10 kuruşa çıkarılacak.

Gübredeki indirim, buğday ve arpadaki prim artışı çiftçinin derdine deva olur mu? Bu kararlarla üretim artar mı?

Bu sorulara net yanıt verebilmek için öncelikle Bekir Pakdemirli tam olarak ne söylediğine bakmak gerekir. Pakdemirli’nin açıklaması aynen şöyle:

“Türkiye’nin en büyük çiftçi ailesi tarım kredi kooperatiflerimiz, en önemli tarımsal girdilerden birisi olan kimyevi gübre fiyatlarında, gübre cinslerine göre değişmekle beraber yüzde 15’lere varan indirim sağlayacak. Örneğin DAP gübresinin tonu 3 bin 250 liradan 2 bin 900 liraya düşmüştür. Yapılan indirimin piyasaya yansımasıyla beraber tüm sektörün de benzer hassasiyeti göstermesini bekliyoruz. Bunun yanı sıra gübre fiyatlarında aşırı fiyat artışı yapan firmaları da takibe aldık.

Bu kararın yanı sıra uzun yıllardır artmayan buğday ve arpa desteğini artıracağız. Beş kuruş olan prim desteğini yüzde yüz artırarak önümüzdeki yıl 10 kuruş olarak ödeyeceğiz.
Çiftçimizin hiçbir şekilde mağdur edilmesine izin vermeyeceğiz. Arpa ve buğday ürünleri üreticisinin alın teri ürünlerini dünya fiyatlar üzerinden alacağız. Bu konuda çiftçilerimizin endişesi olmasın.”

Bu açıklamanın açıklamaya ihtiyacı var. Öncelikle gübre konusundaki gelişmelere bakalım.

Gübreye önce yüzde 117 zam sonra yüzde 15 indirim

Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2017 yılında DAP gübresinin ortalama fiyatı ton başına 1493 liraydı. Bakan Pakdemirli’nin açıklamasından da anlaşılacağı üzere şu anda piyasadaki fiyatı 3 bin 250 lira. Yani 9 aylık dönemde fiyat yüzde 117 arttı. Bu artışın çok önemli bölümü son dönemdeki döviz artışıyla geldi. Yani gübreye önce yüzde 117 zam geldi, şimdi yüzde 15’e varan oranda indirim yapılacak. Bu indirim “önce eşeği kaybettirip sonra buldurdular” deyimine bile uymuyor. Çünkü kaybettirilen eşekle bulunan eşek arasında dağlar kadar fark var.

Bakan Pakdemirli’nin “müjde” verir gibi yüzde 15’e varan oranda indirim yaptıklarını açıklaması, çiftçiyi tatmin edecek, üretime geri döndürecek bir oran değil. Yani çiftçi yapılacak yüzde 15’e varan orandaki indirime rağmen DAP gübresini Tarım Kredi Kooperatifleri’nden geçen yıla göre yüzde 100 zamlı alacak. Bu nedenle kimse çiftçinin koşa koşa gübre almasını beklemesin. Merak etmeyin, gübre bayileri önünde kuyruklar oluşmayacak.

İndirim oranı net değil

Pakdemirli’nin açıklamasında indirim oranı da çok net değil. Birçok mağaza müşteri çekmek için büyük puntolarla yüzde 40, yüzde 50 indirim diye yazar. Yazıya yakından baktığınızda sayıdan sonra küçücük harflerle “varan oranlarda” diye yazar. Uzaktan bakarsanız yüzde 40, yüzde 50 indirim yapılıyor zannedersiniz. Biraz dikkatli ve yakından bakınca indirimin yüzde 40 veya 50 değil, 40’a varan, 50’ye varan oranda olduğunu görürsünüz. Bakan Pakdemirli’nin açıklaması da sanki tüm kimyevi gübrelerde yüzde 15 indirim yapılmış gibi algılanıyor. Açıklamada yüzde 15’e varan oranlarda diyor. Bütün kimyevi gübrelerde yüzde 15 indirim olmayacak.

Gübre fabrikaları takipte tehdidi

Tarım Kredi Kooperatiflerinin uygulayacağı yüzde 15’e varan oranlardaki indirimi özel sektör gübre fabrikaları uygulayacak mı? Bu henüz belli değil. Ancak bizim konuştuğumuz yöneticiler gübre zamlarının tamamen ithalata bağlı çalışan gübre fabrikalarının dövizdeki artış nedeniyle hammadde fiyatının artışından kaynaklandığını, kendilerinin de zarar ettiğini ifade ediyor.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli açıklamasında, gübre firmalarına aba altından sopa gösterdi. Öyle ki; “Tüm sektörün aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz. Bunun yanı sıra gübre fiyatlarında aşırı artış yapan firmaları da takibe aldık” dedi.

Türkiye hammadde bakımından gübrede yüzde 90’nın üzerinde dışa bağımlı. Yani ithalat bağımlılığı var. Bu nedenle dövizdeki artışa bağlı olarak fiyat artışları kontrol edilemiyor.

Çiftçi: “Yüzde 50 indirim olsa gübre alamayız” diyor

Bakan Pakdemirli’nin açıklamalarından sonra konuştuğumuz birçok çiftçi, şu anda yüzde 15 değil yüzde 50 indirim bile olsa bu sene gübre alamayacaklarını söylüyor. Bu nedenle yüzde 15’e varan ama tam olarak ne kadar olduğu belli olmayan bu indirim çiftçiye bir yarar sağlamaz. Bakanlık gerçekten gübrede indirim yapmak ve çiftçinin üretime devam etmesini istiyorsa en azından mazotta olduğu gibi “gübrenin yarısı bizden” diyerek dekara 4 lira ile sabitlenen gübre desteğini artırmalı.

Buğday ve arpa priminin artması doğru karar

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin buğday ve arpa primi konusunda yaptığı yüzde 100 oranında artış kararı ise doğru, ama çok gecikmiş bir karar. Buğdaya kilo başına verilen 5 kuruşluk prim desteği 2009 yılından bu yana değişmedi. Arpada ise 2009’dan 2012 yılına kadar 4 kuruş olan destek 2013’ten bu yana 5 kuruş olarak uygulanıyor.

Bakan Pakdemirli’nin gelecek yıl yüzde 100 artıracağız dediği destekleme primi 2019 ürünü için geçerli olacak. Yani gelecek yıl buğday ve arpada prim desteği 10 kuruş olarak açıklanacak. Fakat bunun ödemesi 2020 yılında olacak. Desteğin artırılması doğru karar. Çiftçi buğday ekmeden önce bu kararın açıklanması da doğru. Fakat, çiftçi gübre alamazsa buğday ve arpa verimi düşecek. Bu desteğin de çok anlamı kalmayacak. Bu nedenle çiftçinin üretim yapacak koşulların sağlanması gerekiyor.

Özetle, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin açıkladığı gübrede indirim, buğday ve arpada prim desteğinin artırılması bugünkü şartlarda çiftçiyi rahatlatacak, nefes aldıracak, üretime teşvik edecek bir adım değil. Gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer birçok girdi fiyatlarındaki artış çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor. Üretim için çok daha büyük adımlara ihtiyaç var.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım

Bakan Pakdemirli: Tarımda milli markamızın olması lazım

Bakan Pakdemirli: Tarımda milli markamızın olması lazım

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, tarım ürünlerinin pazarlanması konusunda Türk Hava Yolları örneğindeki gibi milli bir markaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

İzmir Ticaret Borsasında (İTB) sezonun ilk çekirdeksiz kuru üzüm ve kuru incirinin borsaya getirilmesi nedeniyle düzenlenen sembolik açık artırma törenine katılan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, konuşmasında yeni öğretim yılının öğrencilere hayırlı olması dileklerini iletti.

Bakan Pakdemirli, merhum Turgut Özal’ın siyasi hayatında İzmir’den aday olduğu halde kazanamadığını ancak sonrasında cumhurbaşkanlığı görevine yükseldiğini, TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın da İzmir’den büyükşehir belediye başkanlığını kazanamamasına rağmen başbakanlık ve TBMM başkanlığı görevine geldiğine dikkat çekerek, kendisinin de geçmişte İzmir’den milletvekili olmak istediğini ancak seçilemediğini, bugün bakanlık görevini yürüttüğünü, bu nedenle İzmir’e teşekkür ettiğini söyledi.

Çiftçiye “fiyat garantisiyle destek” çalışması

Tarım borsacılığının geliştirilmesi, tarım ürünlerinde ileriye yönelik fiyatları yakalayabilen bir yapının kurgulanması gerektiğini anlatan Pakdemirli, şöyle konuştu:

“Bakanlıkta tarım sigortaları kapsamında arkadaşlara görev verdim. Dedim ki, biz çiftçiye destek veriyoruz, bu destekleri vermesek de fiyat garantisi versek. Türkiye’de derinliği olan bir borsa olsa zaten bunu yapmak çok kolay. Bu Türkiye’de henüz tam anlamıyla gerçekleştirilmediği için ABD’deki borsalara bakıyoruz. Türkiye’deki fiyatlarla paralel giden fiyatlarsa, sürekli olarak tekrar eden fiyatlarsa biz bunları yurt dışı borsalarından getirip tarım sigortaları haline getirip çiftçiye de şunu diyeceğiz, ‘senin fiyatın 10 lira, eğer 8 lira olursa aradaki 2 lira farkı ben sana ödeyeceğim’.”

Tarım ve Orman Bakanlığı olarak toprağın ve suyun buluşmasını önemsediklerine değinen Pakdemirli, yeni hükümet sistemiyle çok daha hızlı karar alınabildiğini aktardı.

İş planı ekimde açıklanacak

Tarımda geliştirilecek çok alan olduğunu belirten Pakdemirli, “5 yıllık bir iş planını yazıyoruz şu anda. İnşallah ekim ayı içinde bunu kamuoyuyla paylaşıyor olacağız. Amacımız üreticiyi güldürmek ve aynı zamanda tüketiciyi ezdirmemek. Bakanlık olarak iki ana görevimiz var. Biri üreticiyi enflasyona ezdirmeyeceğiz. İkincisi de tüketiciyi koruyacağız.” diye konuştu.

Kendisinin de geçmişte İzmir Ticaret Borsasında üzüm ve incir alım satımı yaptığına işaret eden Pakdemirli, halen aile çiftliğinde üzüm üretimi yaptıklarını ve tarım konusunda birçok konuyu ezbere bildiğini söyledi.

“Tarımda milli markamızın olması lazım”

Üzüm ve incirde Türkiye’nin marka olduğuna dikkati çeken Pakdemirli, şunları kaydetti:

“Markalara yatırım yapmamız lazım. Tarımda da katma değeri ön plana çıkarmak için bir milli marka gerekiyor. Özellikle tarım gibi katma değeri az olan sektörlerde gerçekleştirmek çok kolay değil devlet desteği olmadan. Bizim milli bir markamız olması lazım. Bunun altında da tarım ürünlerini pazarlamamız lazım. Türk Hava Yolları gibi. Devlet bu konuda belli harcamaları yapsın. Ürünlerimizin 3 kuruş, 5 kuruş, 10 kuruş daha fazla satılması gerektiğini düşünüyorum. Bunları oturup konuşmamız gerekir.”

“Gerekiyorsa ihracatın bir miktar kısıtlanması”

Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım Kredi Kooperatifleri olarak her zaman üreticinin yanında olduklarını vurgulayan Pakdemirli, şöyle konuştu:

“Mazota, gübreye ve biyolojik mücadeleye zaten desteklerimiz devam ediyor. Bunları da artırarak devam ettireceğiz. Şu an ürün takip sistemi kurduk. Bu geçmişte de olan bir sistemdi ama çok aktif olmayan bir durumdaydı. Şimdi bütün ürünleri takip ediyoruz. Bütün ürünlerle ilgili ne gerekiyorsa hem üreticinin ve tüketicinin daha ucuz yemesi anlamında gerekiyorsa gümrüklerin düşürülmesi, gerekiyorsa ihracatın bir miktar kısıtlanması… Çünkü şu andaki tüm emtialar yurt dışına göre daha ucuz kaldılar ve yurt dışına ucuz ihraç ediyoruz. Yarın onları pahalı olarak geri kalmak durumunda kalabiliriz. O yüzden bununla ilgili gerekli izleme görevimizi yapıyoruz.”

Bakan Pakdemirli, Sudan’daki tarım faaliyetleriyle ilgili bazı siyasetçilerin “Türkiye’nin Sudan’da ne işi var?” dediğini belirterek, “Ben de onlara ‘Çin’in, İngiltere’nin, Fransa’nın Afrika’da işi ne?’ diye sormak istiyorum. Biz Sudan’ı Afrika’ya açılan kapı olarak görüyoruz. Sudan halkı bizi hakikatten çok seviyor. Gıda arz güvenliğini sağlamamız için bizim ufka doğru bakıyor olmamız lazım. 830 bin hektar alanı hükümetten teslim aldık Sudan’da. Bunun anlamı şu Türkiye’nin sulanabilir arazilerinin 10’da 1’i kadar bir arazi daha almış olduk. Öncelik tabii ki Türkiye’nin ihtiyacıdır.” ifadelerini kullandı.

“Kuru incirde de 62 bin ton ihracat gerçekleştirdik”

İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli de yeni sezonun tüm üreticilere hayırlı olmasını temenni etti.

Kuru üzüm ve kuru incirin Türkiye’ye katma değer sağlayan ürünlerin başında geldiğini dile getiren Kestelli, “Geçtiğimiz sezon 110 ülkeye rekor miktarda 280 bin ton kuru üzüm ihracatı yaptık. Bu yıl iklim koşullarının etkisiyle rekoltede bir miktar düşüş bekliyoruz. Kuru incirde de 62 bin ton ihracat gerçekleştirdik.” dedi.

Son dönemlerde Türkiye’nin ekonomik saldırılara maruz kaldığına dikkati çeken Kestelli, “Kur oyunlarıyla elimizi kolumuzu bağlama çabaları gayet net olarak görülüyor. Birlik ve beraberlik içinde bu sıkıntılı günlerin üstesinden geleceğimizden en ufak bir endişe taşımıyoruz. Ayrıca bu saldırıları bize bir kez daha üretimin, üretim ekonomisinin önemini hatırlatması açısından çok önemsiyoruz.” ifadelerini kullandı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise görevde olduğu sürece tarım ve hayvancılık alanında birçok proje geliştirdiğini, Bakan Pakdemirli’nin de tarımın içinden geldiğini ve Türk tarımına çok büyük katkı sağlayacağına inandığını söyledi.

Törende Işınsu Kestelli’nin yönettiği sembolik açık artırmayla Manisalı üretici Yusuf Avşar’ın getirdiği çekirdeksiz kuru üzüm kilogramı 350 liradan İzmir Ticaret Borsası, Mustafa Gümüşoğlu’nun Aydın’ın Nazilli ilçesinden getirdiği kuru incir de yine kilogramı 350 liradan Ege İhracatçı Birlikleri tarafından satın alındı.

Bakan Pakdemirli, törenin ardından Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda geliştirilecek projeler için kentin önde gelen sivil toplum kuruluşları ve yatırımcılarının ortaklığıyla kurulan Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş’nin (TARKEM) basına kapalı düzenlenen toplantısına katıldı.

Kaynak: AA

Yem pahalı, süt ucuz olunca inekler kesime gidiyor

Yem pahalı, süt ucuz olunca inekler kesime gidiyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), hayvansal üretim istatistiklerini açıkladı. 2017 yılında 16 bin 105 bin baş olan büyükbaş hayvan sayısı haziran sonu itibariyle 17 milyon 338 bin başa ulaştı. Aynı dönemde koyun sayısı 33 milyon 678 bin baştan 36 milyon 177 bin başa, keçi sayısı 10 milyon 635 baştan 11 milyon 185 bin başa çıktı. Toplam küçükbaş hayvan sayısı 47 milyon 362 bin başa ulaştı.

Hayvan varlığındaki artışta ithalatın etkisi var. Sadece bu yılın ilk 6 aylık döneminde 800 bin baş civarında büyükbaş hayvan ithal edildi. Aynı dönemde yaklaşık 250 bin baş koyun ithal edildi. Hayvan varlığındaki artışın bir nedeni yapılan ithalat.

TÜİK verilerine bakarak hayvan varlığımız artıyor diye sevinebilirsiniz. Fakat, sadece bu veriye bakarak hayvancılıkta işler yolunda diye düşünmek yanıltıcı olur.

Haziran ayı sonunu kapsayan veriler, döviz krizinin yaşanmadığı, 4 günlük Kurban Bayramı’nda kesilen hayvan sayılarının yansımadığı bir dönemi kapsıyor. Hazirandan bu yana ülkede ve hayvancılıkta çok büyük değişim yaşandı. Dövizdeki artışa bağlı olarak yem fiyatı ortalama yüzde 50 civarında arttı. Kurban Bayramı döneminde hayvan ithalatı arttı.

Kurban Bayramı’nda 4 günde 2 milyon 800 bin küçükbaş, 850 bin büyükbaş olmak üzere toplamda 3 milyon 650 bin baş hayvanın kesildiği tahmin ediliyor. Bu nedenle şu anda TÜİK’in açıkladığı kadar hayvanımız yok.

Yasağa rağmen inek kesiliyor

Asıl tehlikeli olan artan inek kesimi. Son iki ayda dövizdeki artışa bağlı olarak hammadde fiyatlarındaki artış ve buna paralel olarak çiğ süt fiyatının artmaması hatta bir miktar düşmesi nedeniyle üretici zarar ediyor. Zararına üretimi sürdürmek istemeyen çiftçi inekleri kesimhaneye, kasapa götürüp kestiriyor. Bundan 10 yıl önce 1 milyon süt ineğinin kesildiği 2007-2008’de yaşanan sürecin daha ağır olanı şimdilerde yaşanıyor. O dönemde 1 milyon süt ineği kesildiği için Türkiye 10 yıldır artarak devam eden ithalata mahkum edildi. Türkiye’nin kaynakları başka ülke çiftçilerine aktarıldı.

Her gün çok sayıda çiftçi, yem fiyatlarındaki fiyat artışına yetişemediklerini, çiğ süt fiyatının düşük olması nedeniyle üretime devam edemeyeceğini ve ineklerini kesime götüreceğini söylüyor. Dişi hayvan kesimi yasak olmasına rağmen kesimhanelerde çok sayıda süt ineğinin kesildiği biliniyor.
İnekler neden kesiliyor?

Yemde fiyat artışı durdurulamıyor

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) pazartesi günü yayınlanan haftalık bültenine göre, son 1 yılda besi yeminin fiyatı yüzde 49.5 artarken, aynı dönemde süt yeminin fiyatı yüzde 53.5 oranında arttı.Tüketimi en yaygın ürünlerden biri olan silajlık mısırda fiyat yüzde 24.3 oranında artarken, mısırda yüzde 48.6, yemlik buğdayda yüzde 20.4, arpada yüzde 14.3 ve yoncada yüzde 8.5 artış oldu.

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği verilerine göre ise, Eylül 2017’de tonu 920 lira olan 18 protein süt yeminin fiyatı Ağustos 2018’e gelindiğinde 1400 lira oldu. Aynı dönemde 14 protein besi yeminin ton başına fiyatı 860 liradan 1250 liraya yükseldi. Bunlar fabrika çıkış fiyatı. Üzerine yüzde 6-12 bayii kazancı, taşıma maliyeti vs. eklendiğinde yetiştirici çok daha yüksek fiyata yem alıyor. Ekonomik kriz nedeniyle sattığımı yerine koyamam endişesi ile yem üreticileri vadeleri ya tamamen kaldırıyor veya çok kısa vadeli satış yapıyor. Daha çok peşin satış yapılıyor. Bazı satıcılar ise dövize bağlı olarak fiyat artışı olacağı beklentisi ile stok yapıyor.

Temmuz ayından bu yana dövizdeki artışa bağlı olarak yem sanayicileri sürekli olarak ithal hammaddeyi daha pahallıya alıyor. Bunu da yem fiyatlarına yansıtıyor. Hayvancılık yapanlar her geçen gün daha pahallıya yem almak zorunda kalıyor.

Yem pahallı, süt ucuzsa zarar kaçınılmaz oluyor

Çiğ sütte üretim maliyetinin yüzde 65’ini yem oluşturuyor. Dolayısıyla yem fiyatı arttıkça çiftçinin maliyeti de artıyor. Son dönemde yem alamayan çiftçi hayvanlarını besleyemez hale geldi. Bu nedenle süt verimi düşüyor. Yemdeki fiyat artışını ürettiği çiğ süte yansıtamayan çiftçi zarar ediyor.

Çiğ sütün fiyatı Ulusal Süt Konseyi tarafından en az 6 aylık dönem için belirleniyor ve sabitleniyor. Yani maliyetlerdeki artış serbest, fakat çiftçinin ürettiği çiğ sütün fiyatı sabit. Böyle bir uygulama başka hiç bir üründe,sektörde yok.

Ulusal Süt Konseyi en son 27 Temmuz’da yapılan toplantısında soğutma bedeli dahil 1 litre çiğ sütün referans fiyatı 1 lira 53 kuruştan 1 lira 70 kuruşa çıkarıldı. Ayrıca üreticilere litre başına maksimum 12 kuruş soğutma ve hizmet bedeli ödenmesine karar verildi. Bu fiyat 1 Ağustos 2018’den itibaren geçerli olması kararlaştırıldı.

Toplantı sonrası Ulusal Süt Konseyi yaptığı açıklamada Merkez Bankası’nın adını kullanarak 12 kuruşluk soğutma ve kalite primini yok saydı. Fiyatın geçerli olacağı tarihi 1 Ağustos yerine 15 Ağustos olarak ilan etti. Masada alınan kararlar uygulamada hiçe sayıldı. Şu anda üreticiden litresi 1 lira 20 kuruş ile 1 lira 40 kuruş arasında fiyatlarla çiğ süt alınıyor. Soğutma primi bir yana referans fiyat bile uygulanmıyor. Hükümet, nisan ayından bu yana, çiğ süt destekleme primlerini çiftçiye ödemiyor. Yapılacak ödemede litre başına 12 kuruş değil en iyimser tahminlerle 9 kuruştan ödenmesi bekleniyor.

Özetle, çiğ süt üreten çiftçi para kazanamadığı için süt ineklerini kestiriyor. Çiğ sütün litresi 2 liraya çıkarılmazsa bundan 10 yıl önce olduğu gibi 1 milyondan fazla inek kesilir. Yaklaşık 8 yıldır devam eden ithalat en az iki katına çıkar. İthalatın artması demek döviz krizinin yaşandığı bugünlerde daha çok dövizin yurtdışına akıtılması demek.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım

Türkiye, Amerika’dan süt ürünleri ithalatı yapacak

Türkiye, Amerika’dan süt ürünleri ithalatı yapacak

Türkiye, üç yıl aradan sonra Amerika’dan süt ürünleri ithal edecek. Amerika Tarım Bakanlığı’nın (USDA) raporuna göre 3 yıldan beri sertifika sorunu nedeniyle Amerika’dan yapılamayan süt ürünleri ithalatı bu sorunun çözülmesi ile yeniden başlayacak.

Türkiye ile Amerika ilişkilerinde en gergin dönemlerden birisi yaşanırken ve Amerika’nın bazı Türk ürünlerine, Türkiye’nin ise Amerikan ürünlerine yönelik vergi artışı ile yaptırım uyguladığı bir dönemde süt ürünleri ithalatının önün açılması dikkat çekti.

USDA’nın konuya ilişkin raporunda ABD’nin Türkiye süt ürünleri piyasasını yeniden açmak için yıllarca süren müzakereler yürüttüğü belirtilerek 31 Temmuz 2018 tarihi itibariyle sorunun çözüldüğü ve Türkiye’ye ihracatın başlayacağı ifade ediliyor.

Sağlık sertifikası ile sorun aşıldı

Rapora göre 3 yıldan bu yana süt ürünlerinde Türkiye ile ABD arasında sağlık sertifikası sorunu nedeniyle ihracatın yapılamadığı ve yeni bir sertifika ile sorunun aşıldığı vurgulandı. “Süt Ürünleri İçin Türkiye Pazarı Açıldı” başlıklı raporda özetle şu bilgilere yer veriliyor: ” Yeni bir sertifika üzerinde anlaşmaya varıldı. 31 Temmuz 2018 itibariyle piyasa artık süt ürünlerine açıldı. ABD’den inekler, koyunlar, keçiler ve mandadan insan tüketimine yönelik ürünler Türkiye’ye ihraç edilecek. ”

Yıllık 213 milyon dolar ithalat

Türkiye’nin büyük bir süt üreticisi olduğu, ancak her yıl yaklaşık 213 milyon dolar değerinde süt ürünleri ithal ettiği belirtilen raporda, ithal edilen ürünler arasında peynir, tereyağı, bebek maması ve laktoz gibi özel ürünlerin olduğu ifade ediliyor. Raporda, sağlık sertrifikası süresi dolmadan önce, Türkiye’nin ABD’den süt ürünleri ithalatının 2014’te 24.2 milyon dolara ulaştığı, bunun büyük bölümünü tereyağı olduğu anlatılıyor.

ABD’den ithalat Nisan 2016’da durdu

Amerika Tarım Bakanlığı Raporu’na göre, ABD’den süt ürünleri ithalatı Nisan 2016’da durdu. Ancak sağlık sertifikasının süresi 2014’te sona erdiği için o dönemden bu yana müzakereler devam etti. 2016’ya kadar ise Türk Hükümeti’nin süre uzatımı nedeniyle devam etti. ABD’den ithal edilen süt ürünleri, 2015 yılında kısa dönemli belirsizlik nedeniyle yavaşladı. Müzakereler devam ederken sadece ilaç amaçlı olarak laktoz ithalatı yapılıyordu.

Kaynak: Ali Ekber Yıldırım

Tarım-ÜFE Ağustos ayında yüzde 1,91 arttı

Tarım-ÜFE Ağustos ayında yüzde 1,91 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2018 yılı Ağustos ayı tarım ürünleri üretici fiyat endeksi istatististiklerini açıkladı

Buna göre; tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE), 2018 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 1,91, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 4,63, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,31 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 11,11 artış gösterdi. Bir önceki aya göre değişim; tarım ve avcılık ürünlerinde yüzde 1,84, ormancılık ürünlerinde yüzde 3,35 ve balıkçılıkta yüzde 2,97 artış gerçekleşti.Aylık en fazla artış çok yıllık bitkisel ürünler ana grubunda gerçekleştiAna gruplarda bir önceki aya göre değişim; çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 3,02, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 2,74 ve tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 0,59 artış gerçekleşti.Alt tarım gruplarından sebzeler bir önceki aya göre yüzde 0,35 arttıAlt tarım gruplarından; canlı kümes hayvanları ve yumurtalar yüzde 11,36, koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları yüzde 3,27, çeltik yüzde 2,48 artış, diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler yüzde 15,01 azalış gösterdi. Ağustos 2018’de endekste kapsanan 86 maddeden; 54 maddenin fiyatlarında artış, 25 maddenin fiyatlarında azalış, 7 maddenin fiyatlarında ise değişim olmamıştır.

Çiğ sütte “yıllık fiyat” önerisi

Çiğ sütte “yıllık fiyat” önerisi

Yıllardır tartışma konusu olan çiğ sütün fiyatı ve desteklenmesi konusunda Türkiye Süt, Et Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği’nden (SETBİR) yeni bir model önerisi geldi. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile görüşen SETBİR Başkanı Tarık Tezel ve yönetim kurulu üyeleri çiğ süt fiyatının yılda bir kez belirlenmesini ve ülke genelinde uygulanmasını öneren bir rapor sundu.

Hayvancılık, süt ve kırmızı et konusunda öneriler içeren SETBİR’in raporunda süt konusunda şu değerlendirmeye yer verildi: “Sektörün en temel sorunu, istikrarlı ve besleme maliyeti ile ilişki kuran bir fiyatlama ve destekleme modelinin kurulamamış olması. Taban fiyat senede bir kez bütçe dönemi öncesinde belirlenmeli ve takvim yılı boyunca ülkemizin her yerinde uygulanması sağlanmalı. Bu taban fiyat ile birlikte taban kalite (yağ, protein, mikrobiyolojik yük) değerleri de açıklanmalıdır. Fiyat, toplanmış, soğutulmuş süt fiyatı olmalıdır. Mevsimsellik nedeniyle oluşan arz-talep kaymalarını telafi edecek (müdahale alımı gibi müdahale satışını da öngören) bir müdahale sistemi kurulmalı. Süt fiyatı ile besleme maliyeti arasında karşılıklı bir değer (parite) belirlenmeli ve yıl boyunca bu paritedeki sapmaları telafi edecek bir “çiğ süt destekleme” sistemi oluşturulmalı.”

Sıcak süte destek verilmesin

Çiğ sütün toplanmasında, süt hijyeni riskleri ve toplama maliyetlerini yükselten uygulamaların israfa yol açtığı belirtilen raporda: “Süt, sağımından itibaren en geç iki saat içinde + 4 dereceye soğutulmalı. Ancak merkezi toplama yerine, kapı kapı süt toplanması nedeni ile mikrobiyolojik yükün artması, sütün niteliğinin bozulmasına neden olmaktadır. Sütün üretildiği yerleşim merkezlerine süt toplama ve soğutma merkezleri kurulmalı. Üretici, sütünü, bu merkezlere mutlaka kendi getirmelidir. Sıcak süt, destekleme kapsamından çıkarılmalı” denildi. SETBİR Başkanı Tarık Tezel’in Bakan Pakdemirli’ye sunduğu raporda Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) ithalat yapmak yerine piyasada regülasyon görevi yapması gerektiği ifade edildi. Türkiye’nin kırmızı ette arz yetersizliğinin üç önemli kök nedeni olduğu belirtilen raporda bu nedenler şöyle sıralandı: “Sürülerde gebelik oranı ve döl veriminin düşüklüğü. Özellikle buzağı ölümleri ve hastalık nedenleriyle yaşanan kayıplar. Etçi ve kombine ırk hayvan sayısının azlığı.”

Bu üç önemli sorunun, Türkiye’nin kasaplık gücünü sığırda %28’den %24’e, küçükbaş hayvanlarda ise %43’ten %16’ya düşürdüğü belirtilerek çözüm konusunda şu değerlendirmeye yer verildi: “Büyükbaş hayvan varlığımız sütçü tip genetik yapıya sahiptir ve et verimi düşüktür. Etçi ve kombine ırkların da varlığının artırılması, Buzağılama sıklığı yanında buzağı ölümlerinin azaltılması yoluyla besilik-materyal arzının artırılması, hayvan hastalıkları ile etkin mücadele, kesimlik hayvan arzını artıracak ve piyasada fiyat istikrarının kurulması ve korunmasına yardımcı olacaktır. Öte yandan ESK’nın kırmızı ette ithalat görevinden regülasyon görevine dönmesi beklenmektedir. Kaliteli ve yeterli miktarda kaba ve kesif yem ihtiyacının karşılanmasında yurtiçi üretim yeterli değil. İhtiyaç büyük oranda ithalat ile karşılandığından, dövize bağlı istikrarsız bir piyasa hüküm sürmekte. Kesif yem üretiminin %60’ı ithal girdilere dayanmakta. Çiğ süt ve kırmızı et maliyetlerini önemli ölçüde etkileyen yem fiyat istikrarı için yem sektörü desteklenmelidir. Kaba yem ihtiyacının karşılanması için, hayvancılığa dayalı yem bitkisi üretimi teşvik edilmelidir. Meraların, ihtisas sahibi üreticilere, ıslah şartıyla kiralanacağı bir düzen getirilmelidir.”

Kırmızı ette kayıt dışılık önlenmeli

Kesimden başlayarak tüketiciye kadar olan zincirde, kırmızı ette kayıt dışını destekleyen, haksız rekabete yol açan, halk sağlığını tehdit eden ivedilikle iyileştirilmesi gereken uygulama alanları olduğu ifade edilen raporda kırmızı et ile ilgili öneriler ise şöyle: “Kesim standartları ve karkas sınıflandırması belirlenerek kalite odaklı, haksız rekabeti önleyici, tüketici memnuniyetini hedefleyen uygulamalara geçilmeli. Eski, iyi hijyen şartlarından yoksun mezbahalar çağın ve yasaların gereklerine uygun hale getirilmeli. Sektörde kesimhaneler ile perakende satış noktaları arasındaki aracılar yasal düzenleme ortadan kaldırılmalıdır. Hayvan pazarlarında denetimler standart bir sisteme ve daha sık periyotlara kavuşturulmalıdır.”

Neler yapılmalı?

1- Kayıt dışılık ortadan kaldırılmalı
2- Fiyat istikrarı sağlanmalı.
3- Arz-talep dengesi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmalı
4- Süt ve et ürünlerine yönelik bilgi kirliliği önlenmeli

HAYVAN VARLIĞIMIZ AZALIYOR

Adana’nın Seyhan İlçe Ziraat Odası Başkanı Cahit İncefikir, Türkiye’nin büyük ve küçükbaş hayvan üretiminde gelişmiş ülkelerin gerisinde kaldığını söyledi. İncefikir bunun nedenlerini ‘bakım ve besleme hataları, çevresel faktörler, hayvanlarımızın genetik kapasitelerinin yetersizliği ile hayvancılığa hala tarımın bir kolu ve tarımın sigortası olarak bakılması” şeklinde sıraladı. İncefikir, hayvancılığın; et, süt ve diğer hayvansal ürünler sanayii dışında, doğrudan hayvancılığa dayalı ilaç, yem ve hayvancılık ekipman sanayi kolları ile yeni istihdam alanları da yaratarak ekonomiye büyük katkı sağladığını kaydetti. Türkiye’de hayvan üretiminin yeteri kadar olmamasının farklı sebepleri olduğunu dile getiren İncefikir, “Ülkemiz, farklı iklim yapılan, değişik tür ve ırktan çeşitli hayvan varlığı ve halen büyük bir kısmı kırsal kesimde yaşayan nüfusu ile hayvancılık konusuna ayrı bir önem vermesi gereken konumdadır. Ancak son yıllarda bütün gelişmiş ülkelerde hayvansal üretimin toplam tarımsal üretim içindeki payı giderek artarken ülkemizde böyle bir artış sağlanamamıştır. Bunun nedenleri bakım ve besleme hataları, çevresel faktörler, hayvanlarımızın genetik kapasitelerinin yetersizliği ile hayvancılığa hala tarımın bir kolu ve tarımın sigortası olarak bakılmasıdır” diye konuştu. Kaynak: Dünya

ŞARBONLU HAYVANLAR GÜMRÜKTEN NASIL GEÇTİ?

Hayvancılık gerileyince yurtdışından et İthal etmek zorunda kalan Türkiye’de şarbon paniği yaşanıyor. Et ve Süt Kurumu, kurbanlık olarak satılmak üzere Brezilya’dan 3 bin 959 büyükbaş getirdi. Hayvanlar Kurban Bayramı öncesi Ankara’nın Gölbaşı İlçesi’nde kiralanan özel bir çiftliğe yediemin olarak bırakıldı. Buradan alınıp kentin birçok yerine gönderilen hayvanlar telef olmaya başladı. 50 büyükbaşın telef olması üzerine yapılan İncelemede, hayvanların şarbon hastalığına yakalandığı belirlendi, incelemenin ardından çiftlik ve çevresi, şarbon şüphesiyle karantinaya alındı. İthal hayvanların şarbonlu çıkması üzerine bir açıklama yapan Et ve Süt Kurumu, hastalıklı etlerin piyasaya sürülmeyeceğini bildirdi Hastalıklı etlerin İmha edildiği ve şarbonun diğer hayvanlara bulaşmaması İçin gerekli tedbirlerin alındığı belirtilirken, çevredeki besiciler, önlem alınmadığını öne sürdü. “Mersin Limanı’nda şarbon çıktı” iddiası Çevredeki besiciler, yetkililerden bir an önce önlem alınmasını isteyerek şöyle konuştu: “Hiç kimse uyarı yapmadı. Biz köy olarak tedirginiz. Belki insanlara da bulaştı. Kimse bir önlem almadı.” Ahiboz Mahallesi’nde yaşayan ve 24 yıldır besicilikle uğraşan Savaş Özbakır “Tedirginiz. Bayrama 10 gün kala buraya getirdiler ve çiftliği kurdular. Mersin Limanı’na gelirken bu hayvanlar şarbonlu çıkmış. Şu an 50 falan diyorlar ama 100’e yakın olması lazım ölümlerin. Nasıl müsaade edilmiş” diye konuştu. Kaynak: Korkusuz

ETTE DIŞA BAĞIMLILIK HASTALIK İTHAL ETTİRİYOR

Et ve Süt Kurumu’nun kurbanlık olarak Brezilya’dan ithal ettiği 4 bin büyükbaş hayvan içinde şarbon hastalığı çıktı. Hayvanların Ankara’da bulunduğu çiftlik karantina altına alınırken, Et ve Süt Kurumu da “piyasaya sürülmedi” diyerek endişe etmeyin açıklaması yaptı. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı Talat Gözet, sorunun özünde ette dışa bağımlılık olduğunu belirterek, hayvancılıkta dışa bağımlılık sürdükçe bu gibi hastalıkların da devam edeceğini ifade etti. Türkiye daha önce de ithal ettiği hayvanların hastalıklarıyla gündeme gelmişti. Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından Kurban Bayramı için Brezilya’dan getirilen büyükbaş hayvanlarda şarbon hastalığı çıktı. Gölbaşı’da Ahiboz ve Günalan köyleri arasında bulunan özel bir çiftliğe getirilen 4 bin büyükbaş hayvandan 50’si öldü. Gölbaşı Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, ölen hayvanlardan aldığı örnekleri incelemeye gönderdi. Çiftlik ve bulunduğu bölge karantinaya alındı. Kaynak: Evrensel